11 Kasım 2010

Ayrılık… Neden bu kadar acıtır?


Romantik ilişkilerde ayrılık, ilişki yolunda gitmiyor olsa bile sarsıcı ve acı veren bir deneyimdir. Peki ya terk edildiğinizde ne yaşatır? 

Romantik ilişkiler yüksek bir heyecan düzeyiyle başlar ve geleceğe dair çok sayıda umudun, beklentinin oluşturulmasına neden olur. İlişki sonlandığında ise, her ne kadar kötü giden bir ilişki olursa olsun, yüksek düzeyde bir hayal kırıklığı ve hüznün yaşanmasına neden olur. Bozulan rutin, yaşanılan evden arkadaşlara kadar hissedilen geniş bir değişim alanı, kişinin adapte olabilme becerilerini zorlayıcı, dolayısıyla stres düzeyini fazlasıyla arttıran bir yaşantıdır. 

Psikologlar olarak danışanlarımıza verdiğimiz temel bilgilendirme genellikle şudur:  boşanma ya da ayrılık, sadece ilişkinin sonlanması, kaybı değil aynı zamanda sevilen birinin kaybı demektir. Daha önce yaşanan ve etki bırakan tüm kayıpları tetikler ve bu nedenle de yoğun bir duygulanımın oluşmasına neden olur. Bu bilgide bir sıkıntı yok ve tamamıyla gerçeği yansıtıyor.  Ancak son zamanlarda yapılan bir araştırma, özellikle terk edilen, terk edildiğini hissettiren bireylere yaklaşımda, biz uzmanlara farklı bir gözlük daha sundu…  Romantik bir ilişkide yaşanan terk edilmenin yarattığı acı, sadece psikolojik yaralanmalardan kaynaklanmıyor. Yaşanan bu acı, beyinde motivasyon, ödül ve bağımlılıkta yaşanan madde yoksunluğuna benzer bir aktivasyonun oluşmasına neden olmakta. 

Hem kendi deneyimlerinize, hem de yakın arkadaş çevrenize bakarak şu soruların yanıtlarını bir düşünün: “İstemeden ayrılma, terk edilme söz konusu. Terk edilen tarafın davranışları hakkında neler söyleyebilirsiniz? İlişkinin sonlanmaması için çaba sarf eder mi? Neler hisseder? Neler yaşar? Neler olsun ister? Davranışları üzerinde ne kadar kontrol sahibidir?” 

Sürekli sevgiliyi düşünme… Sürekli aramayı düşünme… Arama, mesaj atma, yapılmaması önerilen hemen her şeyi yapma hali… Reddedilme, istenme ilişkinin tek taraflı olarak bitirilmesi halinde, hem terk edilen kişide ağır yaralar açıyor, hem de sonrasında yapılan davranışlar nedeniyle, uzun süreler devam eden pişmanlıkların duyulmasına neden oluyor. Terk edilmenin yarattığı psikolojik yaralar, kişilikte oluşan değişimler, özgüvenin düşmesi, kaygı düzeyinin artması, hatta ayrılıkların yakın çevredeki ilişkileri de etkilemesi  vb. ayrılık sonrası ortaya çıkan olumsuz koşulları araştıran yoğun bir psikoloji literatürü zaten var. Ancak yıllar sonra bir grup araştırmacı, terk edilen kişilerde oluşan bir dizi reaksiyonun fiziksel nedenlerini anlayabilmek için, beyin görüntülerine bakmaya karar verdi. 

Araştırmada eski sevgililerine hala “aşık” olduklarını belirten bir grup kadına, eski erkek arkadaşlarının resmi gösterildi ve fMRI yoluyla beyin görüntüleri alındı. Araştırmaya katılan tüm kadınlar için, ayrılığın üstünden ortalama 63 gün gibi görece uzun bir zaman geçmiş durumda. Gün içinde zamanlarının % 85’ini eski sevgililerini düşünerek geçirdiğini belirten grupta yer alan kadınların tamamı, ilişkilerine devam etmek ve eski sevgilileri ile yeniden bir araya gelmek istediklerini söylüyor. Araştırmacıların hedefi, eski sevgilinin resmini görmenin beyinde ne gibi değişimlere neden olduğunu saptamak. Araştırma sonuçları ise şu şekilde:
-          Araştırma sonuçlarından biri romantik ilişkilerde reddedilmelerin ardından kişinin duygu ve davranışlarını kontrol etmede güçlük yaşadığını ortaya koyması. Terk edilme sonrası gösterilen duygusal-davranışsal tepkilere bakıldığında – ki bunlar depresyondan intihara hatta cinayete kadar değişim gösterebiliyor- kişinin kendini kontrol etmede güçlük yaşadığının görülmesi çok da şaşırtıcı değil. Ancak yine de alınması gereken bir ders var… Yakın bir arkadaşınız ayrılık acısı çekiyorsa, “Yapma ama artık, kontrollü davran biraz” demeniz işe yaramayacaktır. 

-          Beyin görüntülerine bakıldığında özellikle motivasyondan sorumlu alanlarda önemli düzeyde aktivasyon görülüyor. Yani romantik aşk, daha önce de önerildiği gibi, belirli bir duygu durumu olmaktan çok, hedefe odaklı bir motivasyonel durum olma özelliği taşıyor.

-          Araştırmanın en şaşırtıcı sonucu ise, beynin bağımlılık ve yoksunluk durumlarında aktive olan alanında görülen yoğunluk. Yani romantik ilişkilerde reddedilme, bağımlılıkta görülen bir tür yoksunluk sendromunun yaşanmasına neden olmakta. Bu sonuç da ne kadar zorlu bir süreç içinde olunduğunun ve kontrolün ne kadar güç olduğunun temel göstergelerinden biri olma özelliği taşıyor. 

-          Aktive olan bir diğer önemli alan ise beynin fiziksel ağrı ve stresten sorumlu olan alanları. Yani ayrılıkla başa çıkmaya çalışan kişiler, aslında güçlü bir hayatta kalma mekanizması ile savaşır hale geliyorlar. 


“Zaman tüm yaraları iyileştirir,” kadim bilgisinin fiziksel kanıtı da artık elimizde..


Aşk acısı çeken kişiler için umut da var…
Reddedilmenin ardından geçen gün sayısı ne kadar fazla ise, resimlere bakıldığında duygulardan sorumlu beyin bölgesinde görülen hareketlenmede azalma ve rasyonel düşünmeden sorumlu beyin bölgesinde görülen aktivasyonda da fazlalaşma görülüyor.  ilgili beyin alanlarında o kadar az aktivite görülüyor. Yani aradan geçen zaman fazlalaştıkça reddedilen bireyler durumu anlamlandırmaya ve tepkilerini daha kontrollü olarak sunmaya, duygusal ve psikolojik olarak güçlenmeye başlıyorlar.


Eğer yaşanan sıkıntı kaldırılamayacak durumda ise, aradan zaman geçmesine rağmen herhangi bir iyiye gidiş hissedilemiyorsa destek alınmasında yarar var demektir.




Her türlü zorlu yaşam olayında olduğu gibi, bu zorlu yaşantıdan da güçlenerek çıkmanız mümkün.

Ayrılığın ardından… 

-          Birbirinden farklı duyguları, yoğun olarak ve kısa aralıklarla yaşayacaksınız. Bir sabah yataktan kalkmak istemeyecek kadar mutsuz, diğer sabah ise yeniden aşık olmalıyım kararlılığı ve enerjisiyle uyanabilirsiniz. 

-          Kendinize kredi vermelisiniz. Bir süre üretkenliğiniz, iş yaşamındaki başarınız, kişilerarası iletişim becerileriniz düşebilir ve bunda bir sorun yok. Kimse superman değil ve olmamalı da. 

-          Yalnız kalmadığınızdan emin olmalısınız. Bu süreçte sık değişiyor olsa da, duygularınızı, düşüncelerinizi paylaşmanız çok önemli. Size iyi gelen yakınlarınızı, arkadaşlarınızı, akrabalarınızı yakınınızda tutun. Yardıma ihtiyacınız olduğunda, destek almaya mutlak olarak hazır olun. 

-          Duygularınızla savaşmayın. Kaybı yaşamak için kendinize alan açın. Hayatınız bir anda değişti, umutlarınız dahi değişmek zorunda. Veda ettiğiniz ayrıntıların hakkını verdiğinizden emin olmalısınız. Üzülmemeliyim, düşünmemeliyim cümlelerini kurduğunuz anda kendinizi uyarın. Tesadüfi bir durum söz konusu değil; üzülmeye, bu konu ayrıldığınız kişi hakkında düşünmeye ihtiyacınız olduğu için bunlar aklınıza geliyor. 


Hazırlayan: Psikolog Filiz Kaya
Yukarıda yer alan yazı  Marie Claire Dergisi Ekim 2010 sayısında yer almıştır. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorum Gönder