19 Mayıs 2010

Aldatma Eğilimi...


Psikoloji İstanbul Danışmanlık, Eğitim ve Araştırma Merkezi'nin yaptığı araştırmaya göre, çocukluk çağı travmaları arttıkça, kişilerin romantik ilişkilerinde partnerlerini aldatma eğilimleri de artıyor.

İlişkilerde bağlanma, yakınlık kurma, karşı tarafa güvenme, kişinin kendini güvende hissetmesi, o ilişkinin sağlıklı olarak devam edebilmesi için gerekli. Pek çok ilişki, çiftlerin kendilerini rahat hissedememesi nedeniyle yıpranabiliyor.

Özellikle aldatılma korkusu ve kıskançlık, kişilerin ilişkide kendilerini rahat hissetmelerini engelliyor. Bazı insanların ilişkilerinde kendilerini güvende hissetmesi, karşı tarafa bağlanabilmesi ve güvenebilmesi daha kolayken, bazı kişiler için bu durum daha zorlaşıyor. Psikoloji İstanbul tarafından yürütülen araştırmada, romantik ilişkilere yansıyan farklılıklar açıklanıyor.

Araştırma Psikoloji İstanbul Danışmanlık Merkezi uzman psikologları tarafından 150 kişi ile gerçekleştirildi.Katılımcıların çocukluk çağı travmaları ve aldatma eğilimleri ölçüldü ve çocuklukta yaşanan travmaların romantik ilişkiler üzerindeki etkileri değerlendirildi. Araştırma sonuçları 21 -25 Nisan tarihlerinde Antalya'da düzenlenen World Conference on Psychology, Counselling & Guidence (Dünya Psikoloji, Rehberlik ve Danışmanlık Kongresi ) 'nde sunuldu.
Araştırmada öne çıkan bulgular şu şekilde;

Çocukluk Çağı Yaşantıları Romantik İlişkileri Etkiliyor.

Araştırmaya göre çocukluk çağında travmatik yaşantılara maruz kalan kişiler, romantik ilişkilerde sağlıklı bağlanma ve ilişkinin devamı ile ilgili daha fazla sorun yaşayabiliyor. Kişinin çocukluk çağında, yaşadığı travmalar (fiziksel istismar, fiziksel ihmal, duygusal istismar, duygusal ihmal, cinsel istismar ) arttıkça, romantik ilişkilerde sağlıklı bağlanabilme, güvende hissetme, karşı tarafa güvenebilme ve yakınlık kurma oranı azalıyor. Bu durum kişilerin partnerleriyle güvenli bir bağ oluşturmasını engelleyebiliyor ve yakın ilişki kurmaktan korkmasına ya da kaçınmasına yol açabiliyor.

Çocuklukta Yaşanan Travmalar Arttıkça, Aldatma Eğilimi de Artıyor.

Yine araştırmaya göre, kişilerin çocukluk çağı travmaları arttıkça, romantik ilişkilerindeki aldatma eğilimleri de önemli ölçüde artış gösteriyor. Yani kişiler çocukluk döneminde ne kadar travmatik yaşantıya maruz kalırlarsa (fiziksel istismar, fiziksel ihmal, duygusal istismar, duygusal ihmal, cinsel istismar ), bir o kadar partnerlerini aldatma eğiliminde oluyorlar.

12 Mayıs 2010

Yeme Bozuklukları:1 Ayna Ayna Söyle Bana Benden Şişmanı Var Mı Bu Dünyada?

Sayıları gün geçtikçe artan binlerce kadın ve erkek aynaya baktıklarında kendilerinden nefret etmektedir. Yeme bozukluğuna sahip kişiler aynaya baktıklarında gerçek görüntüyü görmezler.

Alman yazar Schilder, insan bedeninin algılanmasını “Zihnimizde oluşan görüntü vücudumuzun resmidir” sözüyle tanımlar. Herkesin kendi vücuduyla ilgili iyi ya da kötü bir fikri vardır. Yeme bozukluğunu gösteren kişiler ise kendi vücutlarıyla ilgili yanlış bir algıya sahiptirler.

Yeme bozukluğu olan bir kişi normalden daha küçük ya da daha büyük miktarlarda yemek yemeğe başlamış olabilir ancak bir noktada kişi kontrolü dışında daha az ya da daha fazla yiyecektir. Yeme bozukluğu çok karmaşıktır ve anlamak için birçok araştırma yapılmasına rağmen bu rahatsızlıkların davranışsal, biyolojik ve sosyal etmenleri zorludur.

Yeme bozukluğu sıklıkla ergenlik ya da genç yetişkinlik sırasında ortaya çıkar ancak bazı araştırmalar çocukluk çağında ya da geç yetişkinlik çağında da görülebildiğini söylemektedir.

Yeme bozukluklarında en önemli türler nelerdir?
Yeme bozukluklarının 3 yaygın tipi vardır. Bunlar: Anoreksiya Nervoza ve Bulimia Nervoza ve Kontrolsüz Yeme Bozukluğudur.

Anoreksiya Nervoza

Anoreksiya genellikle fazla kilosu olan ya da “şişman” olduğunu düşünen kişinin diyet yapmasıyla başlar. Kişi giderek zayıflamasına karşın yemek yememekte ısrar eder. Bütün gün boyunca sadece bir kraker, bir dilim elma yiyebilir. İleri derece zayıf olmasına karşın beden imgesindeki bozulmaya bağlı olarak kendisini ya da bedenindeki bazı bölümleri şişman olarak algılar. Şiddetli kilo almak veya şişmanlamak korkusu içindedir.

Anoreksik vakaların hemen hemen %50'sinde görülen bu durum aynı zamanda aşırı yemek yeme nöbetleri ile birliktedir. Bu nöbetler sırasında kişi genellikle gizli gizli yer ve ailesiyle birlikte sofraya oturmayı reddeder. Nöbetlerin arkasına kusma yoluyla yediklerini telafi eder.

Anoreksiya Nervoza’nın İşaret ve Belirtileri

-Belirgin kilo kaybı
-Aşırı egzersiz
-Yorgunluk
-Kas zayıflığı
- Yemek, kalori ve yemek tariflerine karşı takıntılar
-Yemek yememek için bahaneler ( örneğin; “biraz önce yedim”, “kendimi iyi hissetmiyorum sonra yerim”)
-Olağandışı yeme alışkanlıkları ( örneğin, “ yemekleri çok küçük parçalara kesme”)
-Yemeklerin yanında belirgin rahatsızlık
-İnce olmasına rağmen çok şişman olduğuna dair şikayet etme
-Başkalarına yemek pişirmesi ancak kendisinin yememesi
-Yemek ile ilgili suçluluk ve utanç
-Depresyon, sinirlilik ve ruhsal değişim
-Kustuğuna dair işaretler, diyet hapları, takıntılı kilo kontrolü
-Düzensiz adet
-Kilo kaybını gizlemek için bol kıyafetler giyme
-Baş dönmesi ve bayılma
-Toplum içinde zor yemek yeme
-Baş ağrısı
-Mükemelliyetçi tutum
-Ne yiyip ne yemediğine bağlı olan kendini değerli hissetme hali
-Ciddi depresyon

Bulumia Nervoza
Bulimia aşırı yemek yeme nöbetleri ile kendini gösterir. Bu nöbetler tekrarlayıcı özellikte olup, kişi nöbet sırasında, yeme davranışı üzerindeki kontrolünü kaybeder ve yüksek kalorili, daha çok karbonhidrat içeren, sindirimi kolay yiyecekleri örneğin, pasta, kek, dondurma vb. çiğnemeden adeta yutarcasına yer. Nöbet kişinin yorgun düşmesine veya aşırı yemekten dolayı bir rahatsızlık yaşamasına kadar devam eder.

Genellikle bulimik kişi yemekten dolayı utanç duyar ve bu davranışını gizlemeye çalışır. Anoreksiya’nın aksine bulimik kişilerin yaş ve ağırlık ortalaması normal aralıktadır. Ancak anoreksikler gibi bulimikler de kilo almaya karşı yoğun korku duyarlar ve bedenlerinin ağırlığı ve şeklinden dolayı memnuniyetsizlerdir.


Bulumia Nervoza’nın İşaret ve Belirtileri
-Diş çürümesi
-Yaralı eller
-Boğaz ağrısı
-Adet düzensizliği
-Kronik bağırsak sorunları
-Zayıflama hapları alma, aşırı egzersiz yapma, laksatif kullanım
-Kendi kendine zarar verici davranışlar (kilo alımını engellemek için sigara kullanma, gelişigüzel
cinsellik
-Yemek ile ilgili suçluluk ve utanç
-Ciddi depresyon

Uzm. Psikolog Birgül Geyimci
Psikoloji İstanbul

20 Nisan 2010

EMDR Nedir?

EMDR (Göz hareketleriyle duyarsızlaştırma ve yeniden işleme) 1987 yılında Amerikalı psikolog Francine Shapiro tarafından keşfedilen bir psikoterapi tekniğidir. Doktora teziyle uğraştığı sırada, istemli göz hareketleriyle birlikte rahatsız edici düşünceleri düşündüğünde, bu düşüncelerin yarattığı olumsuz hislerin azaldığını gören Shapiro, bu keşfinin etkinliğini araştırmak adına Travma Sonrası Stres Bozukluğu olan Vietnam gazileriyle, tecavüz ve cinsel istismar mağdurlarıyla araştırmalar yapmıştır.

Bu araştırmalar sonucunda göz hareketleriyle duyarsızlaştırmanın (EMD) travmatik yaşantıların olumsuz etkilerini anlamlı derecede azalttığını görmüştür.

Araştırmalarına devam eden Shapiro, göz hareketleriyle duyarsızlaştırma (EMD) uyguladığı danışanların ve EMD’yi uygulayan diğer klinisyenlerin verdiği geribildirimler çerçevesinde, terapi sonrası hastalarda travmatik yaşantıyla ilgili oluşan içgörü ve bilişsel değişiklikleri de ekleyerek, EMD tekniğini geliştirerek bugün kullanılan şeklini vermiştir (EMDR). Shapiro EMDR’nin işleyişini ve etkinliğini açıklamak adına “Bilgi İşleme Teorisi” adını verdiği bir teori ortaya çıkarmıştır. Bu teoriye göre bütün insanların fizyolojik bazlı bir bilgi işleme sistemi vardır.

Bu sistem, bizim deneyimlerimizi ve anılarımızı onlara ulaşarak en etkin şekilde işlememizi sağlar. Anılarımız, zihinde onlarla ilgili düşünceler, görüntüler, duygular ve hisler şeklinde depolanır. Öğrenme süreci, yeni bilgilerin, hafızamızda hali hazırda bulunan eski bilgilerle bağlantıya geçebilmesiyle olur. Çok olumsuz ya da travmatik bir olay yaşandığında, bu olaya bağlı oluşan olumsuz duygular, bilgi işleme sürecine müdahale etmekte ve bu işlemin yarıda kalmasına sebep olmaktadır. Böylece travmatik anının, hafızanın diğer kısımlarında tutulan diğer bilgilerle bağlantısı kopmuş olur.

Mesela bir tecavüz mağduru, yaşadığı olayın tecavüzcünün suçu olduğu bilir, fakat bu bilgiyle, travma sonrası oluşan kendini suçlama hissi bağlantıya geçemediği için saldırının kendi suçu olduğunu düşünmeye devam eder. Bir kişi yaşadığı travmayı düşünürken, ya da bu travmatik anı benzer durumlarda ya da ortamlarda tetiklendiğinde, o olayı tekrar yaşadığını hissedebilir. Travmatik olay sırasında ortaya çıkan güçlü olumsuz fiziksel ve duygusal tepkileri sadece olay aklına geldiğinde bile gösterebilir. Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) semptomları olan travmayla ilgili zorlayıcı ve aniden araya giren düşünceler, duygusal rahatsızlık ve kendiyle ilgili olumsuz inançlar, travmatik anının düzgün bir biçimde işlenememesinden kaynaklanmaktadır.

Shapiro EMDR’ın, işlenme süreci yarıda kalan travmatik anıları sağlıklı bir biçimde işleyerek, bu anıya bağlı ortaya çıkan rahatsızlıkların giderilmesini sağladığını belirtmiştir. Bilgi İşleme süreci, travmatik anının zihinde uyumlu bir biçimde saklanmasını sağlamaktadır.

Bu sürecin devamında travmatik deneyim, uygun duygular, hisler ve kişisel inançlarla birlikte kodlanmakta ve kişinin bu anıya atfettiği olumsuz düşünce ve duyguların olumlu bir şekilde kodlanması sağlanmaktadır.

EMDR çeşitli psikoterapi yaklaşımlarını bünyesinde barındıran (psikodinamik, bilişsel-davranışçı, deneysel, beden-odaklı) kapsamlı ve bütünleyici bir psikoterapi tekniğidir. EMDR’nin yapılandırılmış bir protokolünün olması, tedavinin etkinliğini oldukça arttırmaktadır. Bu protokol, travmanın yol açtığı olumsuz duygu, inanç ve beden duyumlarına karşı duyarsızlaştıran ve olumlu bir şekilde yeniden işlenmesini sağlayan 8 adımdan oluşmaktadır.

Teknik sırasında göz hareketleriyle, seslerle ya da bedende yapılan küçük dokunuşlarla çift taraflı (beynin sağ ve sol tarafı) uyarım sağlanır. Bu uyarım sırasında danışan geçmiş anılarına, o anıları tetikleyen bugün yaşadığı olaylara, ve gelecekte yaşamak istediği olumlu deneyimlere gider.

Bu süreç boyunca danışan içgörü kazanmak, anılarda değişim yaşamayı, ya da yeni bağlantılar kurmayı deneyimleyebilir.

EMDR’nın Sekiz Adımı

1) İlk adım danışanın geçmişiyle ilgili bilgi almaktır. Terapist danışanın EMDR için uygunluğunu analiz eder, uygun bir tedavi planı çıkarır ve EMDR’la çalışılacak olay belirlenir.

2) Terapist danışana EMDR sürecini açıklar ve danışandan onay alır. Terapist danışanla beraber, seanslar süresince ve/veya sonrasında onu rahatlatacak bir “güvenli yer” belirler.

3) 3-6 adımlarında EMDR ile çalışılacak anı belirlenir ve EMDR prosedürü kullanılarak işlenmeye başlanır. Danışan çalışmak istediği anıyı en iyi anlatan resmi seçer ve bu resme baktığında kendisiyle ilgili düşündüğü olumsuz inancı belirler. Bu olumsuz inancın yerine o resme baktığında kendisiyle ilgili neye inanmak istediği belirlenir ve su anda resme baktığında kendisiyle ilgili olumlu inancın ne kadar geçerli olduğunu 1 ile 7 arasında değerlendirir. O resimle ilgili duyguları, 0 ile 10 arasında rahatsızlık derecesi ve bu resmi düşündüğünde bedeninde oluşan sıkıntıları belirledikten sonra bir sonraki adım olan duyarsızlaştırmaya geçir.

4) Duyarsızlaştırma aşamasında danışan çalışmak istediği resmi, bu resme baktığında kendisiyle ilgili düşündüğü olumsuz inancı, duygularını, bedeninde yaşadığı sıkıntıyı düşünerek terapistin yaptığı çift taraflı uyarıma (göz hareketleri, ses ya da küçük dokunuşlara) odaklanır.

5) Yerleştirme aşamasında danışanın kendisiyle ilgili belirlediği olumlu inanç çift taraflı uyarımla yerleştirilir.

6) Beden tarama aşamasında danışan onu rahatsız eden resmi düşünüp bedenini tarar ve bedeninde herhangi bir rahatsızlık olup olmadığını belirler. Bedensel rahatsızlıklar çift taraflı uyarım kullanılarak duyarsızlaştırılır ve yeniden işlenerek giderilir.

7) Kapanış aşamasında terapist danışana bir sonraki seansa kadar çalışılan resimle ilgili ortaya çıkan duygu, görüntü ya da bedensel duyumları not etmesini belirtir ve bu gibi durumlarla başa çıkabilmesi için çeşitli rahatlama egzersizleri gösterir.

8) Bir sonraki seans değerlendirme aşamasıyla başlar. Bir öncesi seans ve daha sonrasında ortaya çıkan değişimler değerlendirilir. EMDR seanslarından sonra danışanlar genellikle çalışılan anıya bağlı duygusal rahatsızlığın ortadan kalktığını ya da büyük bir ölçüde azaldığını ve önemli bir ölçüde içgörü kazandıklarını belirtmektedirler.

Edinilen bu duygusal ve bilişsel değişiklikler, danışanların, davranışlarında ve kişisel yaşamlarında olumlu değişimlere yol açmaktadır. EMDR travma başta olmak üzere birçok psikolojik zorlukla başa çıkmada etkinliği kanıtlanmış ve geniş ölçekte kullanılan bir psikoterapi tekniğidir.

EMDR Nerelerde kullanılıyor?

EMDR travma başta olmak üzere birçok psikolojik zorlukla başa çıkmada etkinliği kanıtlanmış ve geniş ölçekte kullanılan bir psikoterapi tekniğidir. Shapiro’nun geliştirdiği standart EMDR protokolü zaman içerisinde çeşitli psikolojik rahatsızlıklarla çalışan klinisyenler tarafından geliştirilmiştir.
Yapılan çalışmalarda EMDR’ın sadece Travma Sonrası Stres Bozukluğu’nun (TSSB) tedavisinde değil, birçok değişik psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde etkinlik gösterdiği çeşitli çalışmalarla gösterilmiştir.
EMDR’ın aşağıda belirtilen psikolojik rahatsızlıkların tedavisinde etkinliği, yapılan çalışmalarla desteklenmiştir.

1) Irak, Afganistan, Vietnam, Kore ve 2.Dünya Savaşı’nda savaşmış TSSB semptomları gösteren ve tedaviye dirençli askerlerle yapılan çalışmalarda EMDR seanslarından sonra danışanların TSSB’na bağlı yaşadıkları flashback’lerin (olaya geri dönme), kabusların ve diğer TSSB semptomlarının kaybolduğu görülmüştür.

2) Fobi, Panik Bozukluk ve Yaygın Kaybı Bozukluğu yaşayan kişilerin EMDR’dan sonra korkuları ve semptomlarında hızla azalma olduğunu belirtmişlerdir.

3) Suç mağdurları, polisler, itfaiyeciler ve saha çalışanları gibi saldırıya maruz kalan ve/veya işlerinin doğası gereği yoğun stres altında çalışan kişilerin, EMDR’den sonra bunlara bağlı rahatsızlıklarının kaybolduğunu belirtmişlerdir.

4) Bir yakının kaybına bağlı olarak yoğun üzüntü ve yas yaşayan kişilerin EMDR seanslarından sonra yas sürecini daha rahat atlattıkları gözlemlenmiştir.

5) Çocuklar ve ergenlerin yaşamış oldukları travmalara bağlı gelişen semptomlarında iyileşme görülmüştür.

6) Cinsel saldırı mağdurları EMDR seansları sonrasında normal hayatlarına geri dönebilmekte ve sağlıklı duygusal ilişkiler kurabildikleri görülmüştür.

7) Doğal afet veya insan eliyle oluşturulan felaket mağdurları normal hayatlarını sürdürebilmektedirler. 8) Kaza, ameliyat, ya da yanıklara maruz kalan, ve buna bağlı olarak duygusal ve fiziksel açıdan rahatsızlık duyan kişilerin EMDR seanslarından sonra üretken hayatlar yaşamaya başladıkları gözlemlenmiştir.

9) Aile, evlilik sorunları ve cinsel sorunlar yaşayan kişilerin sağlıklı ilişkiler kurabilmesini sağlamada etkili bir teknik olduğu görülmüştür.

10) Madde ve seks bağımlılığı olan kişilerin ve patolojik kumarbazların EMDR’la çalıştıktan sonra daha istikrarlı bir iyileşme süreci yaşamadığı ve bağımlılığın tekrarlama riskinin düşürülmesinde etkin olduğu görülmüştür.

11) Disosiyatif Bozukluğu olan kişilerin iyileşme sürecinin EMDR ile, geleneksel tedavi metotlarına nazaran, daha kısa sürede gerçekleştiği görülmüştür.

12) Performans kaygısı yaşayan, ya da okulda, işte, sanat ve spor dallarıyla uğraşırken eksiklik yaşayan bireylerin performansının arttırılmasında etkili bir şekilde kullanılmaktadır.

13) Somatik/Somatoform bozukluk, migren ağrısı, kronik ağrı, kronik egzama, gastrointestinal problemler, olumsuz beden imajı yaşayan kişilerin tedavisinde kullanılmaktadır.

14) Akut travma, Travma Sonrası Stres Bozukluğu ve travma bazlı kişilik sorunlarının tedavisinde bilinen en etkili psikoterapi tekniklerinden biridir.

12 Nisan 2010

Evlilik ve Boşanma



Boşanmaya doğru giden evliliklerde ebeveynler çoğu kez çocukları ile ilgili kaygılanırlar, korku ve suçluluk hissederler. Bu durumda “Ayrılmak mı daha doğru bir karar olur, yoksa her şeye rağmen evliliğe devam mı etmek gerekir?” düşünceleri arasında gel git yaşarlar. Çiftlerin kendi istekleri, sosyal çevrenin yorumları, çocuklara zarar verme korkusu, bu süreci biraz daha zorlaştırmaktadır. Boşanma, çiftler için olduğu kadar çocukları da etkileyen zor bir olaydır. Çünkü boşanma potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir şekilde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. Burada önemli olan; ebeveynlerin evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdürdükleri ve anne – baba rolünü ne kadar devam ettirebildikleridir.

Çocuklar elbette boşanma kararından etkilenecekler, bunları davranışları ile dışarı vuracaklardır. Ebeveynler kadar çocukların da yeni döneme alışabilmeleri için zamana ihtiyaçları olacaktır. Ancak bu etkinin ne kadar süreceği ebeveynlerin tepkilerine bağlıdır. Bu nedenle boşanma sürecinden sonra çocukların yeni düzene tekrar alışabilmeleri için hangi aşamalardan geçtiğini bilmek önemlidir;

Çocukların Boşanmaya Verdiği Tepkiler

1. Şok; Hiçbir çocuk anne ve babasının boşanmalarını istemez. Bu haber çocuklar için beklenmedik bir durumdur. Dolayısıyla, boşanma kararını öğrenen çocuklar ilk aşamada şok tepkisi gösterirler. Bu aşamada bir çok yoğun duygu iç içe yaşanır. “Eyvah annemle babam boşanıyorlar”, “Bana ne olucak” “Bundan sonra ne yapacağım” gibi.

2. İsyan ve Sorgulama; Boşanma kararının verdiği üzüntü ve diğer olumsuz duygular çocukları “Neden?” sorusuna yöneltir. Neden benim başıma geldi, neden annemle babam boşanıyorlar gibi…

3. Kaygı ve Korku; Boşanma kararına kadar anne ve babasıyla birlikte yaşamış olan çocuk bu dönemde belirsizlikten kaynaklı bir takım korku ve kaygılar yaşamaktadır. “Bana ne olacak?” “Annem evden gidiyor, onu bir daha görebilecek miyim?” , “Babam gidiyor, ya bir gün annem de giderse?”…

4. Baş etme ve Uyum; Belirsizlikler ortadan kalkmaya başladıkça, rutine tekrar dönülmeye başladıkça, çocuğun korku ve kaygılarında azalmalar olur ve çocuk yeni durumlara uyum sağlar ve alışmaya başlar.

Çocukların boşanmaya verdiği tepkiler yaşlarına göre de değişim göstermektedir;
Bebeklik dönemi( 0- 2 yaş ); Hangi yaş grubunda olursa olsun, çocuklar boşanma sürecinden etkilenmektedir. Bebeklik döneminde çocukların çok fazla etkilenmedikleri ya da olayı fark edemedikleri düşünülür, oysaki bu dönemde de çocuklar etkilenecekler, davranışlarındaki bir takım değişimlerle boşanmaya karşı tepki vereceklerdir. Bu dönemde çocuklar daha çok; ağlama nöbetleri, ilgisizlik, hırçınlık, uyku ve yeme problemleri ve ebeveyne yapışma ve ondan ayrılmak istememe gibi davranışlar gösterebilirler.

Okul öncesi dönem ( 3- 6 yaş ); Bu dönemde çocuklar kendilerini sözel olarak da ifade edebildikleri için, boşanma sürecine verdikleri tepkiler hem davranışlarından hem de konuşmalarından fark edilebilir. Çocuklar genellikle ebeveynlerinin boşanmalarından kendilerini sorumlu tutmaktadırlar. “Ben annemi- babamı üzdüm.”, “Benim yüzümden oldu”. “daha uslu dursaydım ayrılmayacaklardı.” Gibi düşüncelerle kendilerini suçlama eğiliminde olurlar. Ebeveynlerin bu dönemde dikkatli olmaları, ayrılma kararını açıklarken de, çocuğun kendi suçlu hissedebileceği ifadelerden uzak durmaları gerekmektedir. Yine bu dönemde çocuklarda, öfkeli ve agresif davranışlar sergileme, ebeveynlerden ayrılma istememe( yapışma ), ağlama tepkileri gözlenebilir.

Okul dönemi( 7- 12 yaş ); bu dönemde çocuklar, zihinsel gelişimlerine bağlı olarak, kendilerine açıklanan boşanma nedenlerini anlayabilirler. Ancak bu durum yine de onlarda, kaybetme duygusu, kızgınlık ve öfke yaratabilir. Yine bu dönemde; okul başarında etkilenme, okul ve davranış problemleri ( saldırgan davranma, okuldan kaçma, suç işleme, kavga etme, içe kapanma gibi ) gözlenebilir.Bu dönemde, boşanma gerekçesinin çocuklara sade ve doğru bir ifade ile açıklanması ve çocukların duygularını göstermelerine izin verilmesi önemlidir.

Ergenlik ( 13- 18 yaş ); Genelde ebeveynler bu yaş grubunda çocukların boşanmadan daha az etkileneceklerini ve daha kolay uyum sağlayacaklarını düşünürler. Bu dönemde de çocuklar, kendilerine açıklanan boşanma nedenlerini anlayabilirler ancak bu onların öfkelenmeleri, hayal kırıklıkları yaşamalarına engel olmayabilir. Ergenlik sürecinin getirdiği strese ek olarak, boşanma sürecinin yarattığı stres bu dönemde çocukların duygusal ve davranışsal tepkiler vermelerine neden olabilir. Yine bu dönemde de; okul sorunları ( dersten kaçma, ödev yapmama, okula gitmek istememe), davranış problemleri ( kavga, evden kaçma, suça karışma) duygusal tepkiler ( ağlama isteği, kızgınlık, alınganlık ).
Çocuklar hangi yaşta olursa olsun, boşanma kararından elbette etkilenecekler ve yeni duruma alışmaları zaman alacaktır. Önemli olan, bu süreçte çocuğun sizin desteğinizi hissetmesi ve onun yanında olduğunuzu ve her zaman olacağınızı bilmesi.

Paylaş