Çocuk ve Ergen Psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk ve Ergen Psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Nisan 2010

Evlilik ve Boşanma



Boşanmaya doğru giden evliliklerde ebeveynler çoğu kez çocukları ile ilgili kaygılanırlar, korku ve suçluluk hissederler. Bu durumda “Ayrılmak mı daha doğru bir karar olur, yoksa her şeye rağmen evliliğe devam mı etmek gerekir?” düşünceleri arasında gel git yaşarlar. Çiftlerin kendi istekleri, sosyal çevrenin yorumları, çocuklara zarar verme korkusu, bu süreci biraz daha zorlaştırmaktadır. Boşanma, çiftler için olduğu kadar çocukları da etkileyen zor bir olaydır. Çünkü boşanma potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir şekilde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. Burada önemli olan; ebeveynlerin evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdürdükleri ve anne – baba rolünü ne kadar devam ettirebildikleridir.

Çocuklar elbette boşanma kararından etkilenecekler, bunları davranışları ile dışarı vuracaklardır. Ebeveynler kadar çocukların da yeni döneme alışabilmeleri için zamana ihtiyaçları olacaktır. Ancak bu etkinin ne kadar süreceği ebeveynlerin tepkilerine bağlıdır. Bu nedenle boşanma sürecinden sonra çocukların yeni düzene tekrar alışabilmeleri için hangi aşamalardan geçtiğini bilmek önemlidir;

Çocukların Boşanmaya Verdiği Tepkiler

1. Şok; Hiçbir çocuk anne ve babasının boşanmalarını istemez. Bu haber çocuklar için beklenmedik bir durumdur. Dolayısıyla, boşanma kararını öğrenen çocuklar ilk aşamada şok tepkisi gösterirler. Bu aşamada bir çok yoğun duygu iç içe yaşanır. “Eyvah annemle babam boşanıyorlar”, “Bana ne olucak” “Bundan sonra ne yapacağım” gibi.

2. İsyan ve Sorgulama; Boşanma kararının verdiği üzüntü ve diğer olumsuz duygular çocukları “Neden?” sorusuna yöneltir. Neden benim başıma geldi, neden annemle babam boşanıyorlar gibi…

3. Kaygı ve Korku; Boşanma kararına kadar anne ve babasıyla birlikte yaşamış olan çocuk bu dönemde belirsizlikten kaynaklı bir takım korku ve kaygılar yaşamaktadır. “Bana ne olacak?” “Annem evden gidiyor, onu bir daha görebilecek miyim?” , “Babam gidiyor, ya bir gün annem de giderse?”…

4. Baş etme ve Uyum; Belirsizlikler ortadan kalkmaya başladıkça, rutine tekrar dönülmeye başladıkça, çocuğun korku ve kaygılarında azalmalar olur ve çocuk yeni durumlara uyum sağlar ve alışmaya başlar.

Çocukların boşanmaya verdiği tepkiler yaşlarına göre de değişim göstermektedir;
Bebeklik dönemi( 0- 2 yaş ); Hangi yaş grubunda olursa olsun, çocuklar boşanma sürecinden etkilenmektedir. Bebeklik döneminde çocukların çok fazla etkilenmedikleri ya da olayı fark edemedikleri düşünülür, oysaki bu dönemde de çocuklar etkilenecekler, davranışlarındaki bir takım değişimlerle boşanmaya karşı tepki vereceklerdir. Bu dönemde çocuklar daha çok; ağlama nöbetleri, ilgisizlik, hırçınlık, uyku ve yeme problemleri ve ebeveyne yapışma ve ondan ayrılmak istememe gibi davranışlar gösterebilirler.

Okul öncesi dönem ( 3- 6 yaş ); Bu dönemde çocuklar kendilerini sözel olarak da ifade edebildikleri için, boşanma sürecine verdikleri tepkiler hem davranışlarından hem de konuşmalarından fark edilebilir. Çocuklar genellikle ebeveynlerinin boşanmalarından kendilerini sorumlu tutmaktadırlar. “Ben annemi- babamı üzdüm.”, “Benim yüzümden oldu”. “daha uslu dursaydım ayrılmayacaklardı.” Gibi düşüncelerle kendilerini suçlama eğiliminde olurlar. Ebeveynlerin bu dönemde dikkatli olmaları, ayrılma kararını açıklarken de, çocuğun kendi suçlu hissedebileceği ifadelerden uzak durmaları gerekmektedir. Yine bu dönemde çocuklarda, öfkeli ve agresif davranışlar sergileme, ebeveynlerden ayrılma istememe( yapışma ), ağlama tepkileri gözlenebilir.

Okul dönemi( 7- 12 yaş ); bu dönemde çocuklar, zihinsel gelişimlerine bağlı olarak, kendilerine açıklanan boşanma nedenlerini anlayabilirler. Ancak bu durum yine de onlarda, kaybetme duygusu, kızgınlık ve öfke yaratabilir. Yine bu dönemde; okul başarında etkilenme, okul ve davranış problemleri ( saldırgan davranma, okuldan kaçma, suç işleme, kavga etme, içe kapanma gibi ) gözlenebilir.Bu dönemde, boşanma gerekçesinin çocuklara sade ve doğru bir ifade ile açıklanması ve çocukların duygularını göstermelerine izin verilmesi önemlidir.

Ergenlik ( 13- 18 yaş ); Genelde ebeveynler bu yaş grubunda çocukların boşanmadan daha az etkileneceklerini ve daha kolay uyum sağlayacaklarını düşünürler. Bu dönemde de çocuklar, kendilerine açıklanan boşanma nedenlerini anlayabilirler ancak bu onların öfkelenmeleri, hayal kırıklıkları yaşamalarına engel olmayabilir. Ergenlik sürecinin getirdiği strese ek olarak, boşanma sürecinin yarattığı stres bu dönemde çocukların duygusal ve davranışsal tepkiler vermelerine neden olabilir. Yine bu dönemde de; okul sorunları ( dersten kaçma, ödev yapmama, okula gitmek istememe), davranış problemleri ( kavga, evden kaçma, suça karışma) duygusal tepkiler ( ağlama isteği, kızgınlık, alınganlık ).
Çocuklar hangi yaşta olursa olsun, boşanma kararından elbette etkilenecekler ve yeni duruma alışmaları zaman alacaktır. Önemli olan, bu süreçte çocuğun sizin desteğinizi hissetmesi ve onun yanında olduğunuzu ve her zaman olacağınızı bilmesi.

Paylaş

27 Ocak 2010

Psikoloji İstanbul'dan Nurturia Üyelerine Özel Olumlu Ebeveynlik Becerileri Workshop'u



Psikoloji İstanbul olarak Nurturia üyelerine özel "Olumlu Ebeveynlik Becerilerini" geliştirmek üzere dışarıdan katılıma kapalı bir workshop düzenliyoruz. Anne-baba ve adaylarının katılabileceği workshıp soru-cevaplarla tartışma ortamında gerçekleştirilecek. Katılım 20 kişi ile sınırlı ve ücretsiz. Seminere katılabilemek için ise Nurturia'ya üye olmanız gerekiyor. Üye olmak için tıklayınız.

Olumlu ebeveynlik, yanlış davranışları önlemek ve kendi kurallarınızı çocuğunuza en net ve anlaşılır şekilde öğretmek için ihtiyacınız olan yöntemleri sağlar. Psikoloji İstanbul Çocuk ve Ergen Bölümü Psikologlarından Sevilay Kahveci ve Tolga Erdoğan tarafından verilecek workshop'ta olumlu iletişim yöntemlerini kullanmayı öğrenerek çocuğunuzun huzurlu bir ortamda yaratıcı gücünü geliştirme ve çocuğunuz için sağlıklı bir gelişim fırsatı bulacaksınız.

Olumlu Ebeveynlik Becerileri
Psk. Sevilay Kahveci ve Psk.Tolga Erdoğan
Tarih: 13 Şubat 2010 Cumartesi
Saat: 13:00-15:00
Yer: Psikoloji İstanbul Danışanlık Eğitim ve Araştırma Merkezi

Kayıt ve daha fazla bilgi için:
Psikoloji İstanbul Danışmanlık Eğitim ve Araştırma Merkezi Adres: Halaskargazi Cad. Çelik Palas Apt. No:120 D:2 ŞİŞLİ İSTANBUL (Harita) www.psikolojistanbul.com bilgi@psikolojistanbul.com Tel: 0212-233 28 38

Katılmak için hemen kaydınızı yaptırın. Psikoloji İstanbul'un Nurturia grubuna üye olarak da iletişime geçebilirsiniz.

Paylaş

13 Kasım 2009

Domuz Gribi Kaygısı, Virüsün Kendisi Kadar Hızlı Yayılıyor…

Domuz gribi nedeni ile ölümlerin yaşanmaya başladığı bu günlerde, özellikle okullarda yaşanan vaka örnekleri nedeni ile öğrenciler, öğretmenler ve veliler arasında korku psikolojisi hakimiyet göstermeye başladı. Domuz gribi ekseninde Psikoloji Danışmanlık Merkezimize, konu ile ilgili ailelerin, başvuru sayısında artışlar yaşanıyor. Psikoloji İstanbul Danışmanlık, Çocuk ve Ergen Psikologu Tolga Erdoğan çocukların yaşayabileceği kaygı temelli problemler ile ilgili aile ve öğretmenlere yönelik önerilerini paylaştı.

N1 virüsünün yarattığı tehlike, tüm aileleri ve çocukları kaygılandırıyor. Hemen her gazetede, televizyonda domuz gribinin nasıl yayıldığı, nasıl tehlikeli sonuçlar doğurabileceğine dair sayısız haber görüyor, izliyoruz. Tehlikelerle ilgili bilinçlenmek ve önlem alma konusunda bilgilendirilmek pek çok kişinin hastalanmasını önleyebilir. Belli düzeyde yaşanan endişe, bireyler ve aileler tarafından daha etkin önlem alınmasını sağlayacaktır. Ancak bazı bilgilendirmelerin hedefini aştığı, bireyleri ve aileleri paniğe sürükleyerek, başka sorunların yaşanmasına neden olduğunu görüyoruz.

Çocuklarda, başta okul fobisi, panik atak, okul performansı ile ilgili sorunlar, çeşitli fobiler ve takıntılar gibi çeşitli kaygı sorunlarının son dönemde oldukça arttığını gözlemliyoruz. Yaşanan kaygı sorunlarının kökeninde, sıklıkla domuz gribinin yarattığı korkunun yer aldığı görülüyor. Ateşi çıkınca panik yaşayan çocuklar, hastalık bulaşır endişesi ile okula, dershaneye gitmekten korkan ya da sürekli olarak elini yıkayan, virüs bulaşır endişesi ile evinden çıkamayan çocuklara ya da aşırı koruyucu davranarak çocuğunun kaygısını pekiştiren ebeveynlere sık rastlar olduk.

Çocukların domuz gribi kaygısıyla başa çıkmalarını sağlayabilmek için doğru bilgilendirmenin yapılması son derece önemli. Hem virüsten korunmalarını sağlayacak hem de kaygı düzeylerini belli bir seviyede tutabilecek yaşlarına uygun bilgilendirmeyi yapmak ailelerin elinde…

Domuz gribi konusunda çocuğunuzu bilgilendirin.

3-6 yaş çocukları: Sabırlı olun. Küçük çocuklar endişelendikleri konuları hemen açma eğiliminde değillerdir. Bu nedenle konuşmak istediklerini belirtilen ipuçlarına önem verin. Küçük çocuklar bir iki soru sorup oyun oynamaya devam eder, sonra yeniden gelip kalan sorularını sorarlar. Kendisi sormadan çok sayıda bilgi vermemeye özen gösterin. Aksi taktirde kaygılanmalarına neden olabilirsiniz.

7-9 yaş çocukları: 7-9 yaşındaki çocukların kısa ve basit açıklamalara ihtiyaçları vardır. “Hem okulda hem de evde, biz yetişkinler olarak, virüsten korunmak için gereken önlemleri alıyoruz; dolayısıyla güvendesin,” denmesi bile çoğu zaman yeterli olacaktır. Aynı zamanda mikroplardan korunmak için yapılabilecek, el yıkama vb. genel temizlik kuralları da kolaylıkla öğretilebilir.

9-12 yaş çocukları: 10-12 yaş çocuklarının daha fazla sorusu olacaktır. Özellikle gerçekten güvende olup olmadıkları, hasta olurlarsa ne yapılacağı vb. çok sayıda soruları olacak ve ikna edilmeleri biraz daha güç olacaktır. Gerçekle, kurguyu ayırma konusunda desteğe ihtiyaçları olacaktır. Bu nedenle özellikle hastalığın yayılma yolları ve nasıl koruma tedbirleri alınması gerektiğini çocuğunuzla ayrıntılı olarak konuştuğunuza emin olun.

13 yaş ve üstü: 12-13 yaş üstü çocuklar, artık konuyu yetişkinler gibi anlayabilir ve tartışabilir bir bilişsel gelişim düzeyine ulaşmışlardır. Bu yaştaki çocuğunuzu H1N1 virüsü ile ilgili ayrıntı ve doğru bilgi alabileceği web sitelerine yönlendirebilir, makaleleri birlikte okuyarak tartışabilirsiniz. Bu yaştaki çocuklara karşı özellikle net ve dürüst açıklamalarda bulunduğunuzdan emin olmalısınız. Merak ettikleri her bilgiye sahip olmaları, kontrolün kendilerinde olduğunu hissetmelerini sağlayacak ve böylelikle yıkıcı düzeyde kaygı yaşamalarını önleyecektir.

Sakin kalın
Çocuğunuz sizin tepkilerinize göre tepki verecektir. Hem sözel hem de bedensel mesajlarınızı izleyecek ve sizin tepkilerinize göre davranacaktır. Grip konusunda sizin verdiğiniz tepkiler ve yaptıklarınız onların duyduğu kaygıyı azaltacak ya da yoğunlaştıracaktır. Çocuğunuzun duyduğu haberler konusunda nasıl hissettiğini konuşmasını sağlayın. Böylelikle gerçek dışı ve yoğun kaygıların oluşmasını önleyebilirsiniz.

Gündelik hayat rutini oluşturun ve rutine sağdık kalın

Rutin, hem çocuklar hem de yetişkinler için rahatlatıcı ve güven vericidir. Günlük bir rutin oluşturun ve oluşturduğunuz takvime sadık kalın. Böylelikle çocuğunuzun daha fazla güvende hissetmesini sağlayabilirsiniz.

Okul fobisinden koruyun
Okulların sıklıkla tatil edilebildiği bu dönemde, çocuklarda hızla okul fobisi oluşmaya başladı. Kaygı düzeyi yüksek olan ebeveynler sıklıkla çocuklarını haftada 1-2 gün okula göndermemeyi tercih ediyorlar. Bu durum da çocukların tehlike algısını güçlendiriyor ve yoğun kaygı yaşamalarına neden olabiliyor. Okula düzenli gitmeleri ve üstlerine düşen tüm görevleri yapmalarını sağlayacak bir takvimlerinin olması bu fobinin oluşmasını önleyecektir.

Televizyon izlediği süreyi denetleyin
Çocuğunuz internetteyken ve televizyon izlerken mutlaka siz de yanında olun ve onu kaygılandırabilecek haberler ile ilgili doğru bilgilendirmede bulunduğunuzdan emin olun. Gelişim yaşına uygun olmayan düzeyde bilgi sahibi olması, özellikle küçük çocuklarda yoğun kaygının yaşanmasına neden olacaktır.

Domuz gribinin yayılma yollarını ve semptomlarını bilin

Domuz gribi semptomları içinde ateş, boğaz ağrısı öksürük gibi normal grip semptomları var. Bu nedenle aileler ve çocuklar sıklıkla alarm konumuna geçiyorlar. Bu konuda doğru bilgi elde edebilmek için sağlık bakanlığının web sitesinden konuyla ilgili bilgiye ulaşabilirsiniz.

Özellikle Vurgulayın…
- Herkes domuz gribi olmayacak.
- H1N1 virüsü bulaşsa bile, çoğu insan iyileşebiliyor.
- Virüsün yayılmasını önlemek ve sağlıklı kalmak için yapabileceğimiz pek çok şey var.
- Hem okuldaki hem de evdeki yetişkinler, sağlığını ve güvenliğini çok önemsiyor.
- Aklına herhangi bir soru gelir ya da korkmuş, endişeli hissederse, sizinle ya da güvendiği herhangi bir yetişkinle konuşabilir.

Tolga Erdoğan
Psikoloji İstanbul
Çocuk ve Ergen Psikologu

21 Ekim 2009

OKUL YAZI DİZİSİ 2-ÇOCUĞUNUZ NASIL ÖĞRENİYOR?

“Okul Korkusu” başlığı ile başladığımız okul yazı dizimizin ikinci konusu “okul ve öğrenme”. Psikoloji İstanbul çocuk ve ergen psikolojisi bölümü uzmanlarından Psikolog Sevilay Kahveci “Çocuğunuz Nasıl Öğreniyor?” sorusunu inceliyor. 



Okulda dersi öğrenme denildiği zaman çoğu insanın aklına benzer sahneler geliyor; sıralarında oturan ve sessizce öğretmeni takip eden bir yandan da not almaya çalışan çocuklar, tahtada ders anlatan ve arada bir soru soran bir öğretmen. Uzun yıllardır ideal olduğu düşünülen bu öğrenme ortamının sanıldığı kadar verimli olmadığı ve günümüzün ihtiyaçlarına cevap vermediği artık biliniyor. Genel inanışın aksine tüm insanlar aynı şekilde öğrenmiyor.
Günümüzde öğrenme yeni bilgileri fark etme, seçme ve dağarcığa ekleyebilme olarak tanımlanmaktadır. Bu faaliyeti her insan kendine özgü yollarla gerçekleştirmektedir. Bu yolları keşfetmek öğrenmenin hızını ve verimliliğini arttırmada çok önemli bir rol oynar. Anne babalar çocuklarına ders çalıştırırken zaman zaman bu farklılıkları görürler. Bazı çocuklar ellerinde bir şeylerle oynarken aynı anda anlatılanları dinleyerek öğrenebilirken, bazıları sessiz okuma yaptığında daha iyi anlamaktadır. Bütün öğrenme farklılıklarını göz önünde bulundurduğumuzda temel olarak 3 öğrenme tarzı olduğu görülmektedir: görsel, işitsel ve kinestetik. Genelde insanlar bu üç tarzı da değişik oranlarda kullanır ancak kişilerin bu yollardan birini diğerlerine göre daha ağırlıklı olarak kullandığı bilinmektedir. Bu durum doğuştandır ve anlaşılması oldukça önemlidir çünkü çocuğunuzun hangi yolla daha rahat öğrendiğini fark ettiğinizde onun yeni bilgileri daha kolay öğrenmesine yardımcı olabilirsiniz. Ayrıca çaba gösterildiğinde çocuğunuz diğer yolları kullanma becerisini de geliştirecek ve öğrenmeyi kendisi için hem daha kolay hem daha eğlenceli bir hale getirecektir.


Peki, bu tarzların temel özellikleri nedir?
İşitsel kişilerin genel olarak müziği ve ritmi sevmeleri belirgindir. Konuşkanlardır ve konuşmaları ahenklidir. Taklit kabiliyetleri yüksektir. Dinleyerek daha kolay öğrenirler ve okumaları gerektiğinde de sesli okumak onlar için daha verimlidir. Dikkatleri kolay dağılır. Konuşmaları sırasında “duyduğuma göre”, “duydum”, “konuş” gibi kelimeleri kullanırlar. Tartışılan konuları çok rahat hatırlarlar.

Kinestetik kişiler hareketi severler ve hareket etmeye çok yatkındırlar. Vücutlarını çok rahat kullanırlar. Öğrenirken hareket ederler ve bu onların öğrenmesini kolaylaştırır. Konuşurlarken el ve vücut hareketlerini kullanırlar, anlattıkları olayı sahnelemekten hoşlanırlar. Konuşurlarken kullandıkları kelimeler bak, tut, hisset gibi harekete yöneliktir. Hareketli ve kıpır kıpırdırlar.
Görsel kişilerin genel özelliklerine baktığımızda ilk göze çarpan tertipli, düzenli ve organize olmalarıdır. Öğrenme için seçtikleri temel yol sessiz okumadır ve hızlı okurlar. Anlatım sırasında “bak”, “gör”, “resim”, “görünüşe göre” gibi kelimeleri kullanır. Çalışırken gürültüden fazla etkilenmezler. Özel talimatları takip etmekte zorlanır, sessiz ve gözlemcidirler.
Çocuklar bu üç yolu da farklı oranlarda kullanırlar ancak genellikle bunlardan biri diğerlerine göre ön plandadır. Burada bu yollardan hiç birinin diğerine göre üstün olmadığını da belirtmek gerekir. Çocuğunuzun öğrenme stilini fark ettiğinizde, ödev yapma, ders çalışma etkinliklerini buna göre organize ederseniz öğrenmenin onun için ne kadar kolaylaştığını, çalışma saatlerini daha verimli geçirdiğini ve çalışma isteğinin arttığını fark edebilirsiniz.