çocuk psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk psikolojisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2011

Çocuğunuzun Resimleri....

Genç Sanatçı


 
Çocuğunuzun yaptığı resimleri basit karalamalar olarak adlandırabilirsiniz ama okul öncesinde yaptığı resimler, kendini ifade edebilmesi için son derece değerlidir. Çocuğunuzun yaptığı her çizim, gerçek bir ‘yaratma’dır. İşte bu karalamaları anlamanızın yolları. 


Eline geçirdiği her kalemle, olur olmaz her yere yaptığı bu çizgilerin değerini küçümsemeyin. Çocuğunuz, henüz kendini ifade edebilecek kadar yeterli bir kelime hazinesine ve yazma yeteneğine sahip değil. Ama renkli boyalar ve bembeyaz sayfalar tüm çekiciliğiyle, “Hadi, bana kendini anlat” diye onu çağırıyor. Çocuklar hayal güçlerini yansıtabilmek ve duygularını ifade edebilmek için resmi kullanırlar. Yarattığı her eser çocuğunuzun duygularını açığa çıkarmasında ona yardımcı olur.

Çocuğunuzun yaptığı resimler, gelişim seviyesine göre biçimlenir. Örneğin, 1 yaşındaki çocuğunuz, kağıda kararsız küçük çizgiler yapabilecek durumdadır. 2 yaşında kalemi kendi başına alıp yatay ya da dikey çizgiler çizebilir. 3. yaş günüyle birlikte usta bir karalayıcı olacaktır ki, işte bu gerçek eğlencenin başladığı zamandır!

2 yaş

Çocuğunuz; el ve göz koordinasyonunun oluştuğu, renkleri ve şekilleri öğrenmeye başladığı bu dönemde ilk karalamalarını yapmaya başlar. 2 yaşındaki çocuğunuz gördüğünü ya da çizmek istediğini değil, çeşitli karalamalarla bedeninin istediği şeyi çizecektir, çünkü bu yaş çocukları için resim yapmak, ellerinin ve kollarının hareketini kağıda dökmektir. Önceleri kırık dökük kısa çizgiler, kol hareketleriyle oluşan geniş ritmik çizgiler, daha sonra bilek hareketlerinin oluşturduğu karışık yuvarlak çizgilerden oluşan ve son derece anlamsız görünen bu karalamalar, aslında ileride yazacakları rakamları ya da harfleri oluşturan çizgilerdir. Çocuğunuz rastlantısal olarak oluşturduğu çizgileri kendisinin yarattığını keşfediyor ve her büyük kaşif gibi bundan büyük haz alıyor. Gücünün yansıması ve bu yansımadan aldığı haz, çocuğu, daha iyisini yapana kadar tekrarlamaya iter. Çizmek için yalnızca bileklerini değil tüm kolunu kullandığından; bol bol boş yere ihtiyacı vardır, bu nedenle büyük ebatlarda kağıt kullanmasını sağlamanız daha iyi olur. 3 yaşlarına doğru, rahat rahat karalayabilmek için duvarların ne kadar uygun olduğunu keşfederler. Salonunuzun duvarındaki şaheseri gördüğünüzde “Ne yaptın!” diyerek ani tepkiler vermek yerine, yüzünüze muzip bir gülümseme yerleştirip, bunu bir de kağıt üzerine yapıp yapamayacağını sormayı deneyin. Şaheserlerini buzdolabının üstüne ya da duvara asılmış görmek hoşuna gidecektir. Bu arada, 2  yaş döneminde, yaratıcılığını sınırlayacak boyama kitaplarından uzak durun.

3 yaş

Çocuğunuz 3 yaşından sonra dil ve motor hareketlerinin gelişimiyle birlikte çevresindeki eşyaları tanımaya ve onlara ait sembolleri edinmeye başlar ama bu semboller henüz parmaklarının ucuna dökülmüş değildir. Size yalnızca bir grup çizgi gibi görünen resmi, hatta çoğu zaman bir öncekiyle tıpatıp aynı olan bu bir grup çizgi; ona göre kimi zaman bir çiçek, kimi zaman bir ağaç ya da bir insan bile olabilir. Bu yaştaki çocuklar genellikle daireler ve kareler yapmak için çizgileri birleştirmeye başlarlar. Bu şekillerin içlerini boyayabilir, içine çeşitli çizgiler ekleyebilir, iki nokta koyarak gözleri diyebilir ya da etrafına çizgiler koyarak bir çiçeği ya da güneşi betimleyebilirler. Tipik 3 yaş çocuğu belli bir şey yapmak üzere çizime başlamaz ama yaptıktan sonra çizdiği şeyin bir ağaç ya da kurbağaya benzediğini söyleyebilir, çizdiği şey ona bunları anımsatabilir. Bazen de yaptığı çizimi uzun süre hiçbir şeye benzetemeyebilir, ya da o basit ama basit olduğu kadar engin bilgeliğiyle ‘çizgi’ diyebilir. Bu karalamaların tadını çıkarın, çünkü çok kısa bir süre sonra belirli bazı çizgiler, bir eşyanın ya da nesnenin yerini alacak ve o hep öyle çizilecektir. Bir ağaç çizmeye karar verdiğinde hep aynı ağacı çizecek, hatta temiz bir sayfa isteyip “Başka bir resim yapacağım” dediğinde de yine aynı ağacı çizecektir. Bu aşamada size düşen, çocuğunuzun yarattığı şaheser hakkında onunla sık sık konuşmak ve çizdiklerini anlamaya çalışmaktır. Unutmayın ki, kendini en güvenli ve değerli hissettiği anlar, onu tüm içtenliğinizle dinlediğiniz anlardır. Yaptığı resimlerle ilgili kendi yorumlarınızı sunmaktansa, size ne çizdiğini anlatmasına izin verin. İnanın, sahip olduğu hayal gücüyle sizi şaşırtacaktır!

4 yaş

Renkleri, sembolleri ve şekilleri gerçek hayata çok uygun olmasa da, bu yaştaki çocuğunuz tam bir sanatçı adayıdır. Tipik 4 yaş çocuğu nesnelerin nasıl görünmesi gerektiğine dair olan kurallara uymaz. Bu dönemde yaptıkları resimler bildikleri değil hayal ettikleridir. 4 yaş döneminde çocuğunuzun hayal gücü doruk noktasındadır, masallara düşkünlüğü de bundandır. Resimlerinde kullandıkları renklerin gerçek hayattaki karşılıklarına uygun olup olmaması önemli değildir, önemli olan rengin kendi güzelliğidir. Bir ağacın gövdesinin kahverengi, yapraklarının yeşil olduğunu bilir ama bunu başka şekilde yapmak onun için daha keyiflidir. Resimlerinin gerçekliği, güzelliği ya da çirkinliğiyle ilgilenmezler. Onlar için önemli olan keyifle ve heyecanla resim yapmaktır. Bunu bilmeniz onu yargılamamanızı, eserlerine müdehale etmemenizi sağlayacaktır. Hangi nedenle resim yapılırsa yapılsın, önemli olan çocuğun bu etkinlikten duyduğu hazdır. Hatalarını vurgulamaktan çok, özgünlüğünü ve kendine haslığını övün. Dilediğince hayal kurmasına izin verin. Hayatlarımıza kattıkları en büyük güzellik bu değil mi zaten? 

4.5 yaş

Bu dönemde çocuğunuz kendine en yakın ve en ilginç gelen şeylerin resmini yapmaya başlar. Yani sizin... İlk insan sembolünü, yuvarlak bir baş ve çizgi halinde ayaklar oluşturur. Ama kısa sürede gözler için iki küçük dairenin ve dudak için bir çizginin olduğu bir surat ortaya çıkacaktır -saç ve kulaklar gibi ayrıntıları bile ekleyebilir-. Göz ve ağız gibi hareketli organlar resmin önemli unsurlarıdır. İşte bu zamanlarda gülümsemenizin onun için ne kadar değerli olduğu bir kez daha ortaya çıkar. Edinilen her yeni sembol onun kendi buluşudur, tıpkı bu yaşlarda yaptığı diğer her şeyde olduğu gibi. Yaratıcılığının en yoğun olduğu dönemdedir, henüz yapamama endişesi taşımaz, özgürdür, kendine güvenir, yaptığı her işte en az oyun oynarken olduğu kadar ciddidir, çünkü çok önemli bir iş yapmaktadır. İşte bu yüzden, çocuğunuzun yaptıklarını ve yarattıklarını siz de önemseyin. Çocuğunuz büyük bir ciddiyetle çok önemli bir misyonu yerine getiriyor, keşfediyor! Çocuğunuzu parmak sayıları ya da kol ve bacakların konumu gibi konularla ilgili uyarmayın. Gülümseyen bir suratı ya da çöp adamı nasıl yapacağı ile ilgili konuları ona öğreterek yaratıcılığını kısıtlamayın.

5 yaş 

5 yaşından sonra çocuğunuzun resimleri çok daha ayrıntılı hale gelir. Çevresi hakkında edindiği bilgilerin artmasıyla sembolleri de çeşitlenerek artar. Çizdiği resimler her çocuğun çevresine ve deneyimlerine göre farklılık gösterir. Belli bir şekle takıntılı hale gelebilir: göz kirpikleri ya da hiç bitmeyecek diş sıraları gibi şeyleri ayrıntılı ve büyük ebatlarda çizebilir. Ama çocuğunuz insan çizme konusuyla ilgilenmiyorsa, onu zorlamayın. Hayvanları, arabaları ya da binalar gibi nesneleri çizmeyle daha ilgili olabilir. Bu dönemde resimleri yalnızca çizgi sistemi olmaktan çıkıp, içini boyalarla doldurduğu resimler haline dönüşmeye başlar. Bir süre sonra da şekiller kağıt üzerine gelişigüzel sıralanmaktan kurtulur ve belirli bir düzen alır. Ama henüz perspektif yoktur, şekiller yer ve gök çizgisi arasında bir yerlerde sıralanır. Size düşen yaptığı sanat eserini analiz etmek ya da öneriler sunmak değil, onu basitçe takdir etmektir.


Ebeveyni olarak sizler neler yapabilirsiniz?

·        Çocuğunuzun mümkün olduğunca daha fazla resim yapması için olanak sağlayın, resimlerini anlamaya çalışın.
·        Ona boya kalemi gibi resim malzemeleri alırken, sağlığına uygun olup olmadığına dikkat edin.
·        Çocuğunuzun resimlerini dosyalayarak saklayın. Bu, onun gelişimini daha iyi görebilmenizi sağlar.
·        Yaptığı resimler hakkında onunla konuşarak, hem dil hem de duygusal gelişimine katkıda bulunabilir, hem de içsel dünyasına dair başka yollarla anlatamayacağı şeyler öğrenirsiniz.
·        Resim yaparken elinizden geldiği kadar ona eşlik etmeye çalışın. Siz bir şeyler yazarken onun da resim yapıyor olması, kendine güvenini artıracak, birlikte olduğunuzu vurgulayacaktır.
·        Çocuklar resim yoluyla gerçekle hayal arasındaki farkı öğrenirler. Çizdiklerini anlatmalarına fırsat tanınması, içinde bulundukları dünyaya bakış açılarını anlamanıza ve çocuğunuzun bilişsel gelişimine katkı sağlar.

12 Nisan 2010

Evlilik ve Boşanma



Boşanmaya doğru giden evliliklerde ebeveynler çoğu kez çocukları ile ilgili kaygılanırlar, korku ve suçluluk hissederler. Bu durumda “Ayrılmak mı daha doğru bir karar olur, yoksa her şeye rağmen evliliğe devam mı etmek gerekir?” düşünceleri arasında gel git yaşarlar. Çiftlerin kendi istekleri, sosyal çevrenin yorumları, çocuklara zarar verme korkusu, bu süreci biraz daha zorlaştırmaktadır. Boşanma, çiftler için olduğu kadar çocukları da etkileyen zor bir olaydır. Çünkü boşanma potansiyel olarak onların gelişmelerini ciddi bir şekilde etkileyecek bir dizi değişikliği de beraberinde getirmektedir. Burada önemli olan; ebeveynlerin evliliklerinin sona ermesini nasıl karşıladıkları, boşanmadan sonra hayatlarını ve ilişkilerini nasıl sürdürdükleri ve anne – baba rolünü ne kadar devam ettirebildikleridir.

Çocuklar elbette boşanma kararından etkilenecekler, bunları davranışları ile dışarı vuracaklardır. Ebeveynler kadar çocukların da yeni döneme alışabilmeleri için zamana ihtiyaçları olacaktır. Ancak bu etkinin ne kadar süreceği ebeveynlerin tepkilerine bağlıdır. Bu nedenle boşanma sürecinden sonra çocukların yeni düzene tekrar alışabilmeleri için hangi aşamalardan geçtiğini bilmek önemlidir;

Çocukların Boşanmaya Verdiği Tepkiler

1. Şok; Hiçbir çocuk anne ve babasının boşanmalarını istemez. Bu haber çocuklar için beklenmedik bir durumdur. Dolayısıyla, boşanma kararını öğrenen çocuklar ilk aşamada şok tepkisi gösterirler. Bu aşamada bir çok yoğun duygu iç içe yaşanır. “Eyvah annemle babam boşanıyorlar”, “Bana ne olucak” “Bundan sonra ne yapacağım” gibi.

2. İsyan ve Sorgulama; Boşanma kararının verdiği üzüntü ve diğer olumsuz duygular çocukları “Neden?” sorusuna yöneltir. Neden benim başıma geldi, neden annemle babam boşanıyorlar gibi…

3. Kaygı ve Korku; Boşanma kararına kadar anne ve babasıyla birlikte yaşamış olan çocuk bu dönemde belirsizlikten kaynaklı bir takım korku ve kaygılar yaşamaktadır. “Bana ne olacak?” “Annem evden gidiyor, onu bir daha görebilecek miyim?” , “Babam gidiyor, ya bir gün annem de giderse?”…

4. Baş etme ve Uyum; Belirsizlikler ortadan kalkmaya başladıkça, rutine tekrar dönülmeye başladıkça, çocuğun korku ve kaygılarında azalmalar olur ve çocuk yeni durumlara uyum sağlar ve alışmaya başlar.

Çocukların boşanmaya verdiği tepkiler yaşlarına göre de değişim göstermektedir;
Bebeklik dönemi( 0- 2 yaş ); Hangi yaş grubunda olursa olsun, çocuklar boşanma sürecinden etkilenmektedir. Bebeklik döneminde çocukların çok fazla etkilenmedikleri ya da olayı fark edemedikleri düşünülür, oysaki bu dönemde de çocuklar etkilenecekler, davranışlarındaki bir takım değişimlerle boşanmaya karşı tepki vereceklerdir. Bu dönemde çocuklar daha çok; ağlama nöbetleri, ilgisizlik, hırçınlık, uyku ve yeme problemleri ve ebeveyne yapışma ve ondan ayrılmak istememe gibi davranışlar gösterebilirler.

Okul öncesi dönem ( 3- 6 yaş ); Bu dönemde çocuklar kendilerini sözel olarak da ifade edebildikleri için, boşanma sürecine verdikleri tepkiler hem davranışlarından hem de konuşmalarından fark edilebilir. Çocuklar genellikle ebeveynlerinin boşanmalarından kendilerini sorumlu tutmaktadırlar. “Ben annemi- babamı üzdüm.”, “Benim yüzümden oldu”. “daha uslu dursaydım ayrılmayacaklardı.” Gibi düşüncelerle kendilerini suçlama eğiliminde olurlar. Ebeveynlerin bu dönemde dikkatli olmaları, ayrılma kararını açıklarken de, çocuğun kendi suçlu hissedebileceği ifadelerden uzak durmaları gerekmektedir. Yine bu dönemde çocuklarda, öfkeli ve agresif davranışlar sergileme, ebeveynlerden ayrılma istememe( yapışma ), ağlama tepkileri gözlenebilir.

Okul dönemi( 7- 12 yaş ); bu dönemde çocuklar, zihinsel gelişimlerine bağlı olarak, kendilerine açıklanan boşanma nedenlerini anlayabilirler. Ancak bu durum yine de onlarda, kaybetme duygusu, kızgınlık ve öfke yaratabilir. Yine bu dönemde; okul başarında etkilenme, okul ve davranış problemleri ( saldırgan davranma, okuldan kaçma, suç işleme, kavga etme, içe kapanma gibi ) gözlenebilir.Bu dönemde, boşanma gerekçesinin çocuklara sade ve doğru bir ifade ile açıklanması ve çocukların duygularını göstermelerine izin verilmesi önemlidir.

Ergenlik ( 13- 18 yaş ); Genelde ebeveynler bu yaş grubunda çocukların boşanmadan daha az etkileneceklerini ve daha kolay uyum sağlayacaklarını düşünürler. Bu dönemde de çocuklar, kendilerine açıklanan boşanma nedenlerini anlayabilirler ancak bu onların öfkelenmeleri, hayal kırıklıkları yaşamalarına engel olmayabilir. Ergenlik sürecinin getirdiği strese ek olarak, boşanma sürecinin yarattığı stres bu dönemde çocukların duygusal ve davranışsal tepkiler vermelerine neden olabilir. Yine bu dönemde de; okul sorunları ( dersten kaçma, ödev yapmama, okula gitmek istememe), davranış problemleri ( kavga, evden kaçma, suça karışma) duygusal tepkiler ( ağlama isteği, kızgınlık, alınganlık ).
Çocuklar hangi yaşta olursa olsun, boşanma kararından elbette etkilenecekler ve yeni duruma alışmaları zaman alacaktır. Önemli olan, bu süreçte çocuğun sizin desteğinizi hissetmesi ve onun yanında olduğunuzu ve her zaman olacağınızı bilmesi.

Paylaş

14 Ekim 2009

OKULA GİTME KORKUSU

Kısa bir süre önce yeni okul dönemine giriş yapıldı. Her okul yılının başlaması ile pek çok ailenin karşı karşıya geldiği temel sorunlardan birisi de çocukların okul korkusu... Özellikle okula ilk defa gidecek çocuklarda daha sık karşılaşılan bu problem ile zaman zaman aileler çok zor durumlarda kalabiliyor.
Psikoloji İstanbul Çocuk ve Ergen Bölümü Psikologu Şeyma Çavuşoğlu çocukların "Okula Gitme Korkusu"nu inceledi ve anne-babalar için nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda bilgiler verdi.


“Ece servisin gelecek neredeyse, hala uyanmadın.”
..........
“Ece ! kalk artık,”
..........
“Saat 8 oldu, birazdan servisin gelecek hadi uyan artık, daha hazırlanacaksın”
“Karnım ağrıyor, midem bulanıyor, kalkamıyorum.”
“Akşam gayet iyiydin, ne oldu şimdi sana?”
“Bilmiyorum, midem bulanıyor, başım ağrıyor.”
“Doktora gidelim o zaman?”
“Hayır, biraz uyursam geçecek.”

Ece de okula başlamadan önce en az ailesi kadar heyecanlıydı. Annesiyle birlikte yaptıkları alış – verişten sonra okulun açılmasını iple çekiyordu, annesine sürekli okulların ne zaman açılacağını soruyordu. Ece okula çok isteyerek başlamasına rağmen okulun ilk günlerinden sonra gitmek istemediğini söylemeye başladı. Sabahları sürekli mide bulantısı ile uyanıyor yataktan kalkmıyordu.
Okul yaşantısı hem ebeveynler, hem de çocuklar için heyecan yaratan, önemli bir olaydır. Pek çok anne babayı çocuklarının okula başlamalarıyla birlikte tatlı bir heyecan kaplar. Okul için günler öncesinden hazırlıklar başlar. Okula başlamadan önce çok istekli ve heyecanlı görünseler de bazı çocuklar için okula gitmek sanıldığı kadar kolay olmaz, okul zamanı geldiğinde bu heyecan ve istekleri kalmayabilir. Öte yandan okuluna düzenli olarak devam eden uyumlu ve derslerinde başarılı bir çocukta, günün birinde okula karşı isteksizlik ve bunun sonucu okula gitmeme görülebilir. Ece örneğinde olduğu gibi bunu farklı yollarla dile getirirler. Okul çağında çocukları olan anne babalar, çocuklarının bu şikâyetleri ile zaman zaman karşılaşabilirler. Okula gitmek istememe ve gitmeme durumu okul korkusu olarak adlandırılmaktadır.
Okul korkusunun nedenlerine bakıldığında; okula ilk başlamada evresinde genellikle anneden ayrılma korkusu ile yakın ilişkisi vardır. Küçük yaştaki çocukların okula gitmek istememelerin de annelerinden ayrılmak istememeleri önemli rol oynamaktadır. Okula gitme korkusunun diğer nedenlerini de aileden ve okuldan kaynaklanan nedenler olarak sıralayabiliriz;


Aile ortamından kaynaklı nedenler;
Aile bireylerinin birbirlerine aşırı bağımlı olmaları (bu durum çocuk aileden uzak olduğu durumlarda onu tedirgin etmeye başlayacaktır.), ebeveynlerin farkında olmadan çocuğun bağımlı davranışlarını destekler şekilde davranmaları, ebeveynlerin çocuklarına bir şey olacağı konusunda yoğun kaygı yaşamaları ve bu nedenle çocuklarının kendilerinden uzaklaşmalarına imkan vermemeleri, çocuğun kendisinin yokluğunda anne babasına bir şey olacağı konusunda endişelenmesi, boşanma ya da ebeveynlerden birinin başka biri ile evlenmesi, kardeş doğumu, ailede bir hastalık, kayıp, taşınma gibi stresli ortamlar olarak sıralanabilir.

Çocukların okul korkusu yaşamalarında okuldan kaynaklı nedenler de olabilir;
Çocuğun sınıfta kendisini rahat ve güvenli hissetmemesi ( korktuğu ve onu rahatsız eden bir arkadaşı ile birlikte oturması ); Aşırı otoriter bir öğretmen ve çocuğun öğretmeni ile yakınlık kuramaması, öğretmeninden korkması, okulda çok katı disiplin kurallarının olması, çocuğun okulda arkadaşları tarafından dışlanmasına sebep olabilecek beceri eksikliğinin olması ( okul derslerinden geri kalma, arkadaş kuramama, içine kapanma vs ).
Bazen de çocuk okula devam ederken okula gitme problemleri yaşamazken; hastalık ya da tatil nedeniyle çocuğun okuldan uzak kalması, aile içinde sıkıntılı ve gerginlik yaratan olayların olması, okulda arkadaş ilişkilerinin bozulması, okul değişikliği, okulda sıkıntı ve gerginlik yaratacak olaylar yaşanması çocukların okula gitmek istememelerini tetikleyebilir.
Peki, okul korkusu olan okula gitmek istemeyen çocuklarda en sık görülen belirtiler nelerdir?
Okula giderken ağlama, sabah uyandığında mide bulantıları, karın ağrısı, baş ağrısı gibi şikâyetler, severek yaptığı işlere karşı ilgi ve heves azalması, alınganlık, sinirlilik gibi şikâyetler en sık gözlenen belirtilerdir.



Eğer çocuğunuz okula gitme korkusu yaşıyorsa;
Çocuğunuz Sabah okula hazırlanırken;


• Çocuğunuza karşı öncelikle sabırlı olun,
• Çocuğunuza okula gitme konusunda ödün vermeyin, mutlaka okula gitmesini sağlayın, çocuğun okula gitmesi konusunda tüm aile fertleri olarak kararlı olun ve bu kararlı tavrı ona hissettirin,
• Çocuğunuz okul için hazırlanırken çocuğunuzun normalde yapmaktan çok hoşlandığı ve yarım bırakmak istemeyeceği etkinlikleri yapmak çocuğunuzun okula gitmek için evden çıkmasını zorlaştıracaktır, bunları yapmaktan kaçının.
• İlk günlerde çocuğunuzu okulda ziyaret edin,
• Vedalaşmaları çabuk yapın, kısa tutun.
• Çocuğunuzu okula gitmediği için cezalandırmayın, suçlamayın,

Çocuğunuz okuldan geldiğinde;

• Çocuğunuzun endişeleri, duyguları ve sıkıntıları konusunda konuşun,
• Çocuğunuza yaşadığı durumun geçici olabileceğini, kendisiyle aynı durumda olan başka çocuklar olduğunu söyleyin,
• Onunla okulun gerekliliği konusunda konuşun, okulun amaçlarını, neden okula gitmesi gerektiğini, okula gitmezse yapılan çalışmalarda geri kalacağını açıklayın,
• Çocuğunuza okulun güzel yanlarını anlatarak okulu onun için cazip hale getirin,
• Okula gitmenin avantajları hakkında konuşun, okulda yeni arkadaşlar edineceğini, arkadaşları ile keyifli vakit geçireceğini anlatın,
• Okula gitme ile ilgili küçük bir çocuk öyküsü okumak çocuğunuza iyi gelebilir. Küçük bir çocuğun okul deneyimlerini öğrenmek çocuğunuzu yüreklendirir,
• Kendi çocukluğunuzda okula ilk başladığınızda yaşadığınız kaygıları ve okulla ilgili güzel deneyimlerinizi paylaşın,
• Çocuğunuzun okul hakkında anlattığı olumlu şeylere odaklanın.
• Çocuğunuz okula gidemediği durumlarda ( hastalık vb. ) evde okula alternatif eğlenceli bir ortam yaratmaktan kaçının.
• Son olarak çocuğunuz okulda yaşadığı bir sorun nedeniyle okula gitmek istemeyebilir, mutlaka çocuğunuzun öğretmeni ile işbirliği içinde olun.

Bu yazının bir bölümü Ekim 2009 tarihli Seninle Dergisi'nde yayınlanmıştır.