9 Ağustos 2011

İyi Bir Yalancı Olabilmek...

Etkin ve inanılır bir yalancı olmak çeşitli ortamlarda işinize yarayabilir. Ama her zaman doğal bir yalancı olmak kolay değildir…Hollandalı bilim adamları başarılı yalancıların özelliklerini araştırmışlar. İşte en başarılı yalancılar;

· Manipulatifler: Bu kişiler yalan söylerken korkulu veya kaygılı değildirler. Yalanı planlamışlardır çok rahattırlar ve kendilerine güvenleri tamdır.

· Oyuncular: İyi oyuncular iyi yalancılardır.

· Etkileyiciler: Yalanlarına karşı konulamaz ve ifadeleri dikkati dağıtıcıdır.

· Fiziksel Çekiciler: İyi görünümlü insanlar çok dürüst olarak değerlendirilirler.

· Doğal Performans Sergileyenler: Konuşma sırasında beklenmedik değişikliklere karşı çok iyi ikna ederler.

· Deneyimliler: Pratik mükemmelliğe ulaştırır. Kıdemli yalancılar suçluluk ve korku duygularını çok iyi yönetirler.

· Güvenliler: Yalancılar kendilerine güvenir ve inanırlarsa daha fazla başarılı olurlar

· Duygusal Kamuflaj: İyi yalancılar tam tersi gibi hissettiklerini göstererek duygularını maskelerler.

· Etkileyici Konuşanlar: Etkili konuşan yalancılar ikna edici ifadeleri bulmak için kelimelerle oynayıp zaman kazanırlar.

· Çok İyi Hazırlanmak: Yalancılar yakalanmayı minimuma indirmek için uydurma ve sahte görünebilecek kısımlara iyi hazırlanırlar

7 Ocak 2011

Çocuğunuzun Resimleri....

Genç Sanatçı


 
Çocuğunuzun yaptığı resimleri basit karalamalar olarak adlandırabilirsiniz ama okul öncesinde yaptığı resimler, kendini ifade edebilmesi için son derece değerlidir. Çocuğunuzun yaptığı her çizim, gerçek bir ‘yaratma’dır. İşte bu karalamaları anlamanızın yolları. 


Eline geçirdiği her kalemle, olur olmaz her yere yaptığı bu çizgilerin değerini küçümsemeyin. Çocuğunuz, henüz kendini ifade edebilecek kadar yeterli bir kelime hazinesine ve yazma yeteneğine sahip değil. Ama renkli boyalar ve bembeyaz sayfalar tüm çekiciliğiyle, “Hadi, bana kendini anlat” diye onu çağırıyor. Çocuklar hayal güçlerini yansıtabilmek ve duygularını ifade edebilmek için resmi kullanırlar. Yarattığı her eser çocuğunuzun duygularını açığa çıkarmasında ona yardımcı olur.

Çocuğunuzun yaptığı resimler, gelişim seviyesine göre biçimlenir. Örneğin, 1 yaşındaki çocuğunuz, kağıda kararsız küçük çizgiler yapabilecek durumdadır. 2 yaşında kalemi kendi başına alıp yatay ya da dikey çizgiler çizebilir. 3. yaş günüyle birlikte usta bir karalayıcı olacaktır ki, işte bu gerçek eğlencenin başladığı zamandır!

2 yaş

Çocuğunuz; el ve göz koordinasyonunun oluştuğu, renkleri ve şekilleri öğrenmeye başladığı bu dönemde ilk karalamalarını yapmaya başlar. 2 yaşındaki çocuğunuz gördüğünü ya da çizmek istediğini değil, çeşitli karalamalarla bedeninin istediği şeyi çizecektir, çünkü bu yaş çocukları için resim yapmak, ellerinin ve kollarının hareketini kağıda dökmektir. Önceleri kırık dökük kısa çizgiler, kol hareketleriyle oluşan geniş ritmik çizgiler, daha sonra bilek hareketlerinin oluşturduğu karışık yuvarlak çizgilerden oluşan ve son derece anlamsız görünen bu karalamalar, aslında ileride yazacakları rakamları ya da harfleri oluşturan çizgilerdir. Çocuğunuz rastlantısal olarak oluşturduğu çizgileri kendisinin yarattığını keşfediyor ve her büyük kaşif gibi bundan büyük haz alıyor. Gücünün yansıması ve bu yansımadan aldığı haz, çocuğu, daha iyisini yapana kadar tekrarlamaya iter. Çizmek için yalnızca bileklerini değil tüm kolunu kullandığından; bol bol boş yere ihtiyacı vardır, bu nedenle büyük ebatlarda kağıt kullanmasını sağlamanız daha iyi olur. 3 yaşlarına doğru, rahat rahat karalayabilmek için duvarların ne kadar uygun olduğunu keşfederler. Salonunuzun duvarındaki şaheseri gördüğünüzde “Ne yaptın!” diyerek ani tepkiler vermek yerine, yüzünüze muzip bir gülümseme yerleştirip, bunu bir de kağıt üzerine yapıp yapamayacağını sormayı deneyin. Şaheserlerini buzdolabının üstüne ya da duvara asılmış görmek hoşuna gidecektir. Bu arada, 2  yaş döneminde, yaratıcılığını sınırlayacak boyama kitaplarından uzak durun.

3 yaş

Çocuğunuz 3 yaşından sonra dil ve motor hareketlerinin gelişimiyle birlikte çevresindeki eşyaları tanımaya ve onlara ait sembolleri edinmeye başlar ama bu semboller henüz parmaklarının ucuna dökülmüş değildir. Size yalnızca bir grup çizgi gibi görünen resmi, hatta çoğu zaman bir öncekiyle tıpatıp aynı olan bu bir grup çizgi; ona göre kimi zaman bir çiçek, kimi zaman bir ağaç ya da bir insan bile olabilir. Bu yaştaki çocuklar genellikle daireler ve kareler yapmak için çizgileri birleştirmeye başlarlar. Bu şekillerin içlerini boyayabilir, içine çeşitli çizgiler ekleyebilir, iki nokta koyarak gözleri diyebilir ya da etrafına çizgiler koyarak bir çiçeği ya da güneşi betimleyebilirler. Tipik 3 yaş çocuğu belli bir şey yapmak üzere çizime başlamaz ama yaptıktan sonra çizdiği şeyin bir ağaç ya da kurbağaya benzediğini söyleyebilir, çizdiği şey ona bunları anımsatabilir. Bazen de yaptığı çizimi uzun süre hiçbir şeye benzetemeyebilir, ya da o basit ama basit olduğu kadar engin bilgeliğiyle ‘çizgi’ diyebilir. Bu karalamaların tadını çıkarın, çünkü çok kısa bir süre sonra belirli bazı çizgiler, bir eşyanın ya da nesnenin yerini alacak ve o hep öyle çizilecektir. Bir ağaç çizmeye karar verdiğinde hep aynı ağacı çizecek, hatta temiz bir sayfa isteyip “Başka bir resim yapacağım” dediğinde de yine aynı ağacı çizecektir. Bu aşamada size düşen, çocuğunuzun yarattığı şaheser hakkında onunla sık sık konuşmak ve çizdiklerini anlamaya çalışmaktır. Unutmayın ki, kendini en güvenli ve değerli hissettiği anlar, onu tüm içtenliğinizle dinlediğiniz anlardır. Yaptığı resimlerle ilgili kendi yorumlarınızı sunmaktansa, size ne çizdiğini anlatmasına izin verin. İnanın, sahip olduğu hayal gücüyle sizi şaşırtacaktır!

4 yaş

Renkleri, sembolleri ve şekilleri gerçek hayata çok uygun olmasa da, bu yaştaki çocuğunuz tam bir sanatçı adayıdır. Tipik 4 yaş çocuğu nesnelerin nasıl görünmesi gerektiğine dair olan kurallara uymaz. Bu dönemde yaptıkları resimler bildikleri değil hayal ettikleridir. 4 yaş döneminde çocuğunuzun hayal gücü doruk noktasındadır, masallara düşkünlüğü de bundandır. Resimlerinde kullandıkları renklerin gerçek hayattaki karşılıklarına uygun olup olmaması önemli değildir, önemli olan rengin kendi güzelliğidir. Bir ağacın gövdesinin kahverengi, yapraklarının yeşil olduğunu bilir ama bunu başka şekilde yapmak onun için daha keyiflidir. Resimlerinin gerçekliği, güzelliği ya da çirkinliğiyle ilgilenmezler. Onlar için önemli olan keyifle ve heyecanla resim yapmaktır. Bunu bilmeniz onu yargılamamanızı, eserlerine müdehale etmemenizi sağlayacaktır. Hangi nedenle resim yapılırsa yapılsın, önemli olan çocuğun bu etkinlikten duyduğu hazdır. Hatalarını vurgulamaktan çok, özgünlüğünü ve kendine haslığını övün. Dilediğince hayal kurmasına izin verin. Hayatlarımıza kattıkları en büyük güzellik bu değil mi zaten? 

4.5 yaş

Bu dönemde çocuğunuz kendine en yakın ve en ilginç gelen şeylerin resmini yapmaya başlar. Yani sizin... İlk insan sembolünü, yuvarlak bir baş ve çizgi halinde ayaklar oluşturur. Ama kısa sürede gözler için iki küçük dairenin ve dudak için bir çizginin olduğu bir surat ortaya çıkacaktır -saç ve kulaklar gibi ayrıntıları bile ekleyebilir-. Göz ve ağız gibi hareketli organlar resmin önemli unsurlarıdır. İşte bu zamanlarda gülümsemenizin onun için ne kadar değerli olduğu bir kez daha ortaya çıkar. Edinilen her yeni sembol onun kendi buluşudur, tıpkı bu yaşlarda yaptığı diğer her şeyde olduğu gibi. Yaratıcılığının en yoğun olduğu dönemdedir, henüz yapamama endişesi taşımaz, özgürdür, kendine güvenir, yaptığı her işte en az oyun oynarken olduğu kadar ciddidir, çünkü çok önemli bir iş yapmaktadır. İşte bu yüzden, çocuğunuzun yaptıklarını ve yarattıklarını siz de önemseyin. Çocuğunuz büyük bir ciddiyetle çok önemli bir misyonu yerine getiriyor, keşfediyor! Çocuğunuzu parmak sayıları ya da kol ve bacakların konumu gibi konularla ilgili uyarmayın. Gülümseyen bir suratı ya da çöp adamı nasıl yapacağı ile ilgili konuları ona öğreterek yaratıcılığını kısıtlamayın.

5 yaş 

5 yaşından sonra çocuğunuzun resimleri çok daha ayrıntılı hale gelir. Çevresi hakkında edindiği bilgilerin artmasıyla sembolleri de çeşitlenerek artar. Çizdiği resimler her çocuğun çevresine ve deneyimlerine göre farklılık gösterir. Belli bir şekle takıntılı hale gelebilir: göz kirpikleri ya da hiç bitmeyecek diş sıraları gibi şeyleri ayrıntılı ve büyük ebatlarda çizebilir. Ama çocuğunuz insan çizme konusuyla ilgilenmiyorsa, onu zorlamayın. Hayvanları, arabaları ya da binalar gibi nesneleri çizmeyle daha ilgili olabilir. Bu dönemde resimleri yalnızca çizgi sistemi olmaktan çıkıp, içini boyalarla doldurduğu resimler haline dönüşmeye başlar. Bir süre sonra da şekiller kağıt üzerine gelişigüzel sıralanmaktan kurtulur ve belirli bir düzen alır. Ama henüz perspektif yoktur, şekiller yer ve gök çizgisi arasında bir yerlerde sıralanır. Size düşen yaptığı sanat eserini analiz etmek ya da öneriler sunmak değil, onu basitçe takdir etmektir.


Ebeveyni olarak sizler neler yapabilirsiniz?

·        Çocuğunuzun mümkün olduğunca daha fazla resim yapması için olanak sağlayın, resimlerini anlamaya çalışın.
·        Ona boya kalemi gibi resim malzemeleri alırken, sağlığına uygun olup olmadığına dikkat edin.
·        Çocuğunuzun resimlerini dosyalayarak saklayın. Bu, onun gelişimini daha iyi görebilmenizi sağlar.
·        Yaptığı resimler hakkında onunla konuşarak, hem dil hem de duygusal gelişimine katkıda bulunabilir, hem de içsel dünyasına dair başka yollarla anlatamayacağı şeyler öğrenirsiniz.
·        Resim yaparken elinizden geldiği kadar ona eşlik etmeye çalışın. Siz bir şeyler yazarken onun da resim yapıyor olması, kendine güvenini artıracak, birlikte olduğunuzu vurgulayacaktır.
·        Çocuklar resim yoluyla gerçekle hayal arasındaki farkı öğrenirler. Çizdiklerini anlatmalarına fırsat tanınması, içinde bulundukları dünyaya bakış açılarını anlamanıza ve çocuğunuzun bilişsel gelişimine katkı sağlar.

23 Aralık 2010

Mutlu İlişkiler İçin, Uzak Durulması Gerekenler

Evlilik ve boşanma araştırmalarının duayenleri Dr. John ve Julie Gottman, evli çiftlerin birbirleriyle iletişim halinde olduklari 10 dakikalik bir video izleyerek, yeni evli çiftlerin gelecek 6 sene içinde evli kalacağını ya da bosanacağını %91 gibi bir basarı oranıyla tahmin edebiliyorlar. Peki Gottman'lar evliliğin devam edip etmeyeceğini nasıl bu kadar yüksek bir oranla tahmin edebiliyorlar?

35 yılı aşkın bir suredir yürüttükleri araştırmalara göre evliliğin mutlu gitmesini sağlayan en önemli faktor eşlerin birbirlerinin etkisini kabul edebilmeleri. Araştırmalara göre kadınlar eşlerinin taleplerini karşılamakta daha başarılı ve daha yapıcı bir tutum sergilerken, erkekler eşlerinin taleplerini kabul etmekte ve degismekte daha cok sikinti yasamaktadirlar. Kadinlar evlilikle ilgili sorunlarini ve eşlerinden beklentilerini daha cok ortaya koymakta ve bu konuda tartışmak ve cözüm üretmek konusunda daha istekli görünmekteler. Eşlerinin bu taleplerini dikkate alan ve kendilerini bu anlamda esnetebilen erkeklerin evlilikleri, diğerlerine oranla daha uzun sürmekte ve daha mutlu bir birliktelik yasamaktalar.

Gottman'lar evliliklerde yasanan problemlerin ya da çatısmaların asıl sorun olmadığını, her evlilikte yaşanabilecek bu tür anlaşmazlıkların evliliği yıkmadığını göstermektedir. Asıl önemli olan, yaşanan sorunlarla nasıl başa çıkıldığıdır. Eşlerin tartışmalar sırasında yaşadığı öfke, kızgınlık, kırgınlık gibi duygularin aslında evliliği bitirici etmenler olmadığı, bunlardan ziyade Gottman'ların "Mahşerin 4 Atlısı" diye tabir ettigi tartışma sırasında eşlerin sahip olduğu 4 tutumun evliliğin bitimine yol açtığı görülmüstür. Bu tutumlar aşağılama, eleştiri,sürekli savunma halinde olma, ve duvar örme/uzaklasma olarak adlandırılabilir. 
 
Tartışmalar sırasında ya da sonrasında bu tutumları takınan çiftlerin boşanma oranının diğer çiftlere nazaran çok daha fazla olduğunu görülmüştür. Çiftler, eğer bu özelliklerini değiştirebilirse tartışmalar yıkıcı olmak yerine yapıcı olabilir ve ilişkiyi eskisine gore daha da guclendirebilir.

Aşağılama
Iliskilerde ciftler arasinda yasanabilecek en olumsuz ve yikici duygu aşağılamadir. Eğer ilişkide aşağılama varsa, ilişkiyi kurtarmak neredeyse imkansız. Saygı olmayınca, ilişkinin temeli oldukca zayiflar. Aşağılama kişinin direk kimliğine ve var oluşuna zarar verir. Asagilamada verilen mesaj sudur: sen sadece ilişkimizde kötü değilsin, sen tek başına ve bir insan olarak da kötüsün. Bu durumda çiftler ayrılsa bile, kişinin özgüvenine verilen zarar yıllarca etkisini sürdürebilir. 
 
Eleştiri
Eleştiri, karsimizdakinde sürekli hata bulma ve yargılama davranışıdir. Elestiri, yapilis sekline bagli olarak kisiler ve iliskiler uzerinde yapici ya da yikici etkileri olabilen bir davranistir. Yikici elestiriler, ciftlerin birbirlerinin davranışlarından ziyade, karakter ve kişilik ozelliklerini eleştirmeleridir. Bu tur elestirilere maruz kalan kisiler kendilerinde bir sorun olduğunu düşünüyor ve ilişkiden kendilerini kurtarmanın yollarını arıyor.Kendisinin takdir edilmediği ortamlardan uzaklaşıp, takdir edildiği ortamlara gitme ihtiyaci hissediyorlar. Bu kisiler kendilerini iliskinin icinde ya da hayatinin diger alanlarinda işe yaramaz hissediyor.
 
Savunma
Ayrılığı getiren diğer bir davranış da çiftlerin karşı tarafı anlamaya çalışmadan, sürekli kendilerini savunmasıdir. Her davranışa bahane bulmak, kendi davranışlarını sürekli rasyonelleştirmek, karşı taraf fikrini söylediğinde “sen bunu daha çok yapıyorsun” deyip oku ona çevirmek, karşı tarafı dinlemeden kendi fikrini söylemek savunma davranışları arasında yer alir. 
 
Duvar Örme

Duvar örme, tehlikesiz gibi görünmese de ciftlerin iliskilerine en cok zarar veren davranislardan bir tanesidir. Eslerden biri endişesini dile getirdigi zaman, diger es bunu tamamen yok sayıyor ya da konuyu başka tarafa çeviriyorsa, bu esin diger ese duygusal ve fiziksel anlamda bir duvar ormesidir. Bu davranis ihtiyacini ya da endisesini dile getiren cifte verilmis bir “sen değersizsin” mesajıdir.
 
Gottman Cift Terapisi, ciftlere birbirleriyle iletisim kurarken ve varolan catismalari cozerken "Mahserin 4 Atlisi" yerine kullanabilecekleri cesitli panzehirler onermekte. Yukarida belirtilen dort davranisi birbirine yapan ciftlerin evlilikten aldiklari doyumun oldukca az, ve bosanma oranlarinin oldukca yuksek oldugunu belirten Gottman'lar, iliskilerde mumkun olundugunca bu dort davranis biciminden kacinmak gerektigini belirtmekte. Ciftler mutlu ve uzun iliskiler ve evlilikler icin, asagilama, elestiri, savunma ve duvar ormeden uzak durmali ve bunun yerine daha olumlu ve yapici problem cozme ve iletisim becerileri gelistirmelidir.

Referanslar
Gottman, J.& Siver, N.(1999).The Seven Principles for Making Marriage Work: A Practical Guide from the Country's Foremost Relationship Expert.
 
 Uzm. Psikolog Çiğdem Yumbul
 

2 Aralık 2010

Mükemmeliyetçi Evlilikler



Mükemmeliyetçilik artık neredeyse bir yaşam biçimi haline geldi. Eğitim, kariyer ve teknoloji alanındaki imkanların gün geçtikçe artması insanların ilişki seçimlerinden evliliklerine ve daha sonra da çocuk yetiştirme tutumlarına yansıyarak bütün hayatlarına geçmiş durumda… Peki neredeyse herkes böyleyken bunun bir zararı olur mu? Her şeyin en mükemmeline sahip olmaya çalışmak iyi değil mi? Bu yazımızda bunu inceleyeceğiz…

Mükemmeliyetçilik kişiye hata yapma hakkı tanımayan, performans ve başarının her zaman en üst düzeyde olmasını gerektiren bir düşünce ve davranış biçimidir. Mükemmeliyetçi kişilerin çok yüksek ve genellikle rasyonel olmayan hedefleri vardır. Bu hedeflere ulaşmak için yoğun bir çaba harcar ve ulaşamadıklarında da büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar.

Mükemmeliyetçilik kişisel olarak yaşandığında belki bireyin kendi kendine yaşadığı ve dışarıyı çok da fazla rahatsız etmeyen bir durumken evlilik söz konusu olduğunda durum ilişkiye direkt olarak etki etmektedir. Burada, belirlenen gerçek dışı ve yüksek standartlara başkalarının uymasını bekleme eğilimi vardır. Mükemmeliyetçiler evlilikte ve diğer yakın ilişkilerinde bu nedenle zorluk yaşarlar. Realite dışındaki karşılanması çoğu zaman imkansız olan beklentileri, hem kendilerinin hem de eşlerinin ilişkiye dair mutsuz olmasına neden olur. Özellikle evlilik ve eş ile ilgili sürekli en iyisi için çaba sarf etmek, aradaki gelişmeleri daima göz ardı etmek ve bir şey yolunda gitmediğinde dünya başına yıkılıyormuş gibi hissetmek söz konusu oluyorsa bu pek mükemmel bir durum olmayacaktır…

İlişkide mükemmeliyetçi partnerin tarafından bakarsak, başlangıçtaki sorunları görmezden gelip her şeyin mükemmel ve ideal bir şekilde ilerleyeceğine dair inancı ve bu konudaki çabası bir süre devam eder. Ancak gelişmeler onu tatmin etmedikçe ilişkiden şikayet etmeye, yeni idealler oluşturmaya ve mutsuz olmaya başlar.. Partnerlerden birinin mükemmel olma durumu çocuğun doğması ile ona da geçer.. Mükemmel bir çocuğu tarif eden ne ise, mükemmeliyetçi ebeveyn onu sağlamaya çalışır… Çocuğu ile ilgili de daima bir beklenti içindedir. En başarılı, en uslu, en çalışkan o olacak gibi. Buna yakın bir başarı olduğunda ise bununla tatmin olmaz ve hatta bundan üzüntü duyar.

Beklentileri neredeyse hiçbir zaman karşılanamayan mükemmeliyetçi eşlerin, bunun sonucunda gösterdikleri tutum ve davranışlar da büyük ölçüde negatif olmaktadır. Yapılan bir araştırmaya göre, çiftlere, eşlerinin mükemmeliyetçi olup olmadığı sorulmuş ve bu soruya evet yanıtını verenlerin çoğunluğu eşlerinin ilişkilerindeki problemlerle ilgilenirken “iğneleme” ve “aşağılama” davranışları kullandıklarını söylemişlerdir. Bu tarz davranışlar ilişkiye büyük ölçüde zarar vermekte ve çiftlerin ilişkilerinden daha az tatmin olmalarını sağlamaktadır. Eşlerinin mükemmeliyetçi olduğunu belirten kişiler aynı zamanda ilişkilerinden mutsuz olduklarını çünkü asla beklentileri karşılayamadıklarını ifade etmişlerdir.

Mükemmeliyetçi Evlilikler ve Rasyonel Olmayan İnançlar…

• “Ya hep ya hiç” Düşüncesi: Olayları, arada pek çok derece olabileceğini düşünmeden, sadece doğru ya da yanlış olarak görme eğilimindedirler.
“Benden özür dilemediğine göre artık beni sevmiyor”

• Aşırı Katı Standartlar ve Esnek Olamama: Beklentileri, hedefleri esnetme konusunda güçlük yaşarlar.
“Evlenmeden önce kesinlikle bu sınavı geçmeli ve iş yerinde terfi almalı, değilse evlenmemeliyiz”

• Zihin Okuma: Eşlerinin zihinlerini okuduklarını; genellikle de kendileri hakkında olumsuz yargılar edinebileceklerini düşünürler.
“Akşam ben çıkmak istediğim halde onun çıkmak istemediğine %100 eminim sormaya bile gerek yok”

• Zorunluluklar: İşlerin nasıl olması gerektiği konusunda kurallar koyarlar; bu kurallar bozulduğunda da suçluluk ve yetersizlik yaşarlar.
“Hafta sonları ev işlerini düzenlemek için erken kalkmalıyız, aksi taktirde evi idare edemeyeceğiz.

• Aşırı Sorumlu Hissetme ve Kontrol: Eşlerinin hata yapmalarından ve zarar görmelerinden kendilerini sorumlu tutarlar; onların davranış ve düşüncelerini kontrol etmenin gerektiğini düşünürler.
“Eğer onu arayıp tembihlemezsem eve gelirken markete uğramayı kesin olarak unutacak”

• Eşlerine Güvenme Güçlüğü: Bir işi yaparken eşlerine görev verme ya da iş paylaşımı konusunda güçlük yaşarlar.
“Evin temizliği, çocukların bakımı ve yemek gibi şeyler benden sorulur onun yaptığını düşünemiyorum her şey yarım yamalak olurdu.

• Uygun Olmayan Karşılaştırma: Kendilerini sürekli diğer insanlarla karşılaştırırlar ve bunun sonucunda da daha fazla olumsuz duygu yaşarlar.
“Onların çok güzel bir evleri var, bizim hiçbir zaman böyle bir evimiz olmayacak..

Bardağın Dolu Tarafını Görme Zamanı!

Evlilikte mükemmeliyetçi bir tutum içinde olmak bir süre sonra ilişkinizle ilgili kaygılı ve mutsuz olmanıza neden olacaktır. Araştırmalar, mükemmeliyetçi kişilerin istedikleri noktaya ulaşamadıkları sürece kendilerini değersiz hissettiklerini bununda sonunda depresyon gibi rahatsızlıklara neden olabileceğini gösteriyor. Mükemmeliyetçilik hem size hem de ilişkinize faydadan çok zarar getiren bu duruma dönüştüyse aşağıdaki adımları atmanın zamanı gelmiş demektir..

• İlişkinizde şu ana kadar daha çok olumsuza odaklandığınız durumlarla ilgili bir değişiklik yaparak olayların olumlu ne gibi tarafları olduğu üzerinde durabilirsiniz.

• İlişkinizden kendinizden ve eşinizden bu da yapıl-malı şu da yapıl-malı diye beklediğiniz pek çok şey var. Bunu her söylediğinizde sırtınıza bir yük daha bindiğini düşünün. Bir günün sonunda bundan ne kadar yaptığınızı sayın ve bazılarını eleyerek kendinizi biraz yükten kurtarmaya çalışın.

• Yarar/zarar analizi yapın. İlişkinizde sizinle veya eşinizle ilgili mükemmel olmasını istediğiniz şeyin olduğunda ne kadar yarar, olmadığında ne kadar zarar getireceğini düşünün. Böylelikle size çok kaybettirmeyecek bir şeyden vazgeçerek kendinizi biraz rahatlatabilirsiniz.

• Standartlarınızı belli bir ölçüde azaltmaya ya da küçültmeye çalışabilirsiniz. Bu standartsız olacaksınız anlamına gelmeyecektir.

• Hatalı veya başarısız bulduğunuz konularla ilgili bir daha aynı hatayı yapmayacağınızı, bunu yaşamış olmanın sizi geliştirdiğini ve size yeni bir şey öğrettiğini düşünebilirsiniz.



Uzm.Psk.Özge Altan Aytun